Etiket arşivi: Baharda Bodrum

Nisan’da Bodrum

Yazını zaten severdim, sonbahar & kış da test edildi, ilkbahar eksik kalmasın diyerek alıyorum 20.Nisan’a bir uçak bileti. Ve Bodrum günlüğüm kaldığım yerden devam… 😉

Gün 1 (20.Nisan.2017, Perşembe)
Gidiş için tercihim Ocak ayında test edip onayladığım Atlas Jet. 9:20 uçağı rötarsız havalanıyor. İnişte ücretsiz servisiyle Bodrum otogara varış 12’yi bulmuyor.
Bavul otele, İdil sokaklara! Özlemişim yine seni Bodrum! 🙂

Son iki seferki gelenek bozulmasın diyerek Cafe del Mar‘da kaleye karşı kahve ile başlıyorum yine Bodrum’a.
20nisan-cafedelmar-Bodrum-----gezidil

Dışarısı çok esiyor, “uçarsınız” diyorlar gülümseyerek ama güneş nefis görünüyor! “Uçarsam gelirim” diyerek yayılıyorum sahilde benim için çekiştirip düzenledikleri koltuğa 🙂
20nisan-cafedelmar-Bodrum---gezidil

Atıyorum kafayı geriye, bikini yerine polar ile güneşleniyorum, ne var, pehh :))
20nisan-

Hemen birilerine gıcık etme fotosu atmalıyım -ki bu da bir Bodrum başlangıç klasiğim 😛 Bu seferki kurbanım, aklında benim gibi Bodrum olan bir arkadaşım. “Çok kötüsün İdil yaa”yı duyup rahatlıyorum her seferki gibi 😀

Yağmur gösteriyordu birkaç saate telefon. Başlamadan Marina’ya yönleniyorum kahve sonrası, hoplaya zıplaya yürüyorum Yacht Club’a kadar.
Kepenklerden sadece tek tük inik olan var artık. Sokaklarda kalabalık bir insan topluluğu yok hala (hafta içi olmasının da etkisiyle) ama Ocak ayındaki gibi bir sessizlik de yok dükkanların çoğunun açık olmasından dolayı. İçerideki hareket sokağa yansıyor bir şekilde…
20nisan-bodrummerkez-----gezidil

Daha önce defalarca yürüdüğüm Marina’da bu kocaman kuşu ilk kez farketmeme şaşırıyorum önce. Sonra düşünüyorum, aslında aynı yerlerde, aynı çevrelerde her gün yeni ne çok şey farkediyoruz… Telefon olarak kullanacağa benzemiyorum, farkındalığıma fark attırsın diye gözüme girdi kuş, belli :))
20nisan--telefon-Bodrum---gezidil

İlk öğle yemeği için seçimim, Yacht Club’ın karşısındaki Sünger Pizza. Çok aç hissetmiyorum ve oley, küçük boy pizzası da varmış. Sebzeli mantarlı bir seçim ve maden suyu ile pek sağlıklı bir başlangıç yapıyorum Bodrum’a 😀
20nisan-SungerPizza-Bodrum---gezidil
Evet, dedikleri kadar lezzetli imiş pizza burada. Tuzu belki biraz az mı acaba, diye emin olamıyorum bir ara ama sonra hemen geçiyor; kulp arıyor olabilirim 😛
Dipnot: Adı “pizza”lı mekanın ama her çeşit yemek var menüde.

Hava 20 derece. Güneş altında tişört ile durası geliyor insanın ama bugün acayip bir rüzgar var, üzerimdeki polar sweatshirt hiiç fazla gelmiyor.

Yemek sonrası geriye doğru yürüyorum. Kaleye yakın Starbucks‘ın önünden geçerken kafamı şöyle bir uzatıyorum içeri, cam önündeki masayı boş bulunca hemen alıyorum kahvemi & cookiemi, oturuyorum. Telefonum şarjlanırken, ben de birkaç telefon görüşmesi, mesajlaşma, vs yapıyorum. O sırada “camlar neden ıslak, yağmur bugün yağdı mı ki?”….
20nisan-bodrum-starbucks---gezidil
diye bakarken anlıyorum ki 10 metre öteden rüzgarla gelen dalga suyu bu 🙂

Starbucks sonrası otele geçiyorum mini mini atıştırmaya başlayan yağmur eşliğinde. Bu kez Akkan Beach Hotel‘de kalıyorum. Kasım ve Ocak’ta kaldığım Gözen Butik Hotel’deki romantik manzaralı odam dolu imiş ama zaten de denize gireceğim için burası daha süper seçim oldu Nisan’da, diyorum. (Dediğimle kalıp, bikiniyi giyilmeden İstanbul’a geri götürüyorum konusuna sonra değineceğim 😛 )
Arada otel soran arkadaşlarım oluyor o yüzden burada da biraz detay vereyim. Halikarnas’ın biraz ilerisinde, önünde mis deniz olan bir otel Akkan Beach Hotel. Banyoları yenilenmiş, yataklar vs tertemiz, ama kokoş 5 yıldızlı otel kategorisinde değerlendirmeyelim lütfen. Ben ev gibi görüyorum:) Sahipleri ve tüm çalışanlar toptan tatlı.
Odada çok az dinlenip, denize nazır restoran kısmına geçiyorum. Daha önceki iki kalışım yaz açılışı ve kapanışı şeklinde olduğu için bilgisayarımla takılma durumum olmamıştı. Ayayayyyyyyy, ne kadar keyifli imiş burada çalışmak! 🙂
20nisan-AkkanBeachHotel-Bodrum---gezidil

Sezona hazırlık kapsamında kaldırımlar yapılıyor olduğundan otelin önü bu kez biraz inşaat-toz-toprak. Aşağıdakiler de kum yığınlarının gece bekçileri  😉
20nisan-Bodrum-kaldirimtamir---gezidil

Bu akşam yemek Defne ile. (Defne kimdi hatırlamak isteyen lütfen Kasım’da Bodrum yazıma gidiversin şuradan). Kasım ayında beraber gittiğimiz Ox Burger‘e gidiyoruz yine 🙂
20nisan-defneileoxburger---gezidil

Birer kadeh şarap eşliğinde burger & salata; ikisi de harika.
20nisan--ox-burger---gezidil

Dönüşte otelde 5 dakika Mert’le ayaküstü sohbet sonrası odama geçiyorum. Evet, bu otelin bir diğer müdavimi de her Bodrum yazımda illa adı geçen arkadaşım Mert 🙂 O yazın yarı Bodrum’da yaşadığı için biraz ev gibi de kullanıyor oteli denebilir sanki 🙂

Bu seferki Bodrum hikayemin ilk üç gecesine Adana’dan annem eşlik edecek, onu bekliyorum. Adana’dan bu mevsimde tek direk uçuş var Bodrum’a; 22:30 kalkışlı Pegasus. Ve fakat o tek uçuş da o saatte gerçekleşemiyor ve bir saati geçkin rötarla inebiliyor anneciğim Bodrum’a. Bu arada uçak saati yaklaştıkça, rüzgar umarım azalır şeklinde duadayım -uçak fobisi tavanlarda gezinen annem aşırı bir türbülansa denk gelmeden inebilsin diye. Yine de gündüzden ön bir bilgi geçiyorum – bugün hava rüzgarlı diye biraz hoplaya zıplaya indik yine, burada bu çok normal, sen hiç sallama sallantıyı, diyorum. Sabah kendime göre bir parça erken kalkmış olup, gündüz de rüzgarı kale almayıp fink fink oradan oraya zıplamış bulununca, benim gözler kapandı kapanacak modda bekliyorum anneyi. Galiba 1:45 gibi gelebiliyor otele. Benim nakavt olup gözleri kapatmam da maksimum 5 dakika sonrasındadır 🙂

Gün 2 (21.Nisan.2017, Cuma)
Saat 9’a doğru açılıyor gözlerim. Çok nefis uyanmıyorum nedense. Ama kahvaltı nefis yine!
22nisan-Bodrum-akkanbeachhotel---gezidil
Bu muadil fiyat kategorisindeki oteller bazında kıyaslayınca süper kahvaltı. Haşlanmış yumurta, domates, salatalık, 5-6 çeşit peynir (ki hepsi lezzetli), 3-5 çeşit zeytin, reçel çeşitleri, Nutella, tereyağ, taze meyve, kuru meyve, cookie. Mis. Hoş gerçi 5 yıldızlı otelde kaldığımda da kahvaltıda daha farklı bir şey yemiyorum genelde zaten – omlet hariç.
Kahvaltı sonrası oda değiştiriyoruz. Annemin bu ara merdiven çıkmaması gerekiyormuş diye ikinci kattan bahçe katına iniyoruz (ki bu benim taşlar için ilerleyen zamanda çok süper olacak, zira az katlı olunca bu otelde asansör yok). Otelden çıkışımız 11’i buluyor…
Sola yönlenip Paşatarlası’na kadar kısa yürüyüp dönüyoruz önce. Poşete üç beş çakıl atarak çakıl-tarama olayına da start veriyorum ufaktan 🙂 Marina’ya uzanıyoruz sonra…

Henüz hafta sonu değil ama sokaklar Ocak ayındaki gibi boş değil hiç, az önce de yazdığım gibi. Marina tarafındaki parkın yanından geçerken annem “yani sonuçta her bankta bir oturan var” deyince dikkat ediyorum, “bank başına bir insan” şeklinde bir düzen söz konusu :))
21nisan--13-40--BodrumMarina---gezidil

Önünden geçerken her seferinde dikkatimi çekip henüz oturmamış olduğum TadıDamak‘da kahve-tatlı molası veriyoruz.
21nisan-tadidamak--Bodrum---gezidil
Yan cafe Arpa ile birbirlerine geçiş var içeriden. Birinden alıp, diğerinin önüne de oturabiliyorsunuz hatta bizim yaptığımız gibi. Kardeş yan tarafın da ortağı imiş, bütünlük oradan geliyor.
Bir tatlı canavarı olarak gözüm vitrindeki tüm tatlılarda tek tek kalıyor ama fit-olalım-fit-kalalım-lütfen-saçmalamayalım konu başlığı altında, ortaya bir dilim tiramisu ile tatlı tatlı yapıyoruz keyfimizi 🙂
21nisan-tadidamak-Bodrum---gezidil

Anne normalde benden enerjiktir maşallah ama seyahate denk gelen bir ağrı durumundan dolayı çok aşırı zorlamaması gerekiyor vücudunu o yüzden cafe-restaurant-park molalarıyla renklendirerek kısa tutuyoruz yürüyüşleri.
Marinadaki spor aletlerinin kenarındaki bankta veriyoruz molalarımızın birini. Renk olsun diye bir iki takılayım istiyorum aletlerde; annem hareketlerin belki iyi geleceğini düşünerek “göster bakiiiim, nasıl yapıyoruz?” diyor 😀
Soldaki benim 70+ dinamik anneciğim, sağdaki de bacak hareketleri yaparken sohbet ettiğim üç şekerlemeden biri- Bodrum’da okuyan, okul dışı aktivite olarak da modern dans yapan bir 10+ 🙂
21nisan-Bodrummarina-aletlerrr---gezidil

Öğle yemeği için çok sevdiğim Churchill‘e oturuyoruz (Mekanla ilgili daha fazla fotoğraf ve bilgi için Ocak’ta Bodrum yazıma buyrun şuradan lütfen).
Bugün haşin rüzgar yok ve güneş altında oturunca sweatshirtler çıkarılıyor anında!
21nisan-churchill-Bodrum---gezidil
Yemeklerimiz gelene kadar biraz D vitamini alıyoruz annemin bakış açısıyla 🙂

Akşam La Pasion‘da tapas & sangria olayına giriliyor nihayet bu kez.
21nisan--lapasion--Bodrum---gezidil

Anne için tuzsuz seçeneklere öncelik veriyoruz. Normal tuz kategorisinden de yengeç etli közlenmiş biber dolması deniyorum ben. Masaya teker teker gelip anında çatala davrandığımız için fotoğrafları biraz atlamışım ama genel olarak yine her şey çok özenli.
21nisan--lapasion-tapas-Bodrum---gezidil

Finali çayla yapmak geliyor içimizden 🙂
21nisan--lapasion-Bodrum---gezidil

Yemek sonrası Arka’ya, Mert’lerin yanına uğruyoruz. Kısa da olsa artık tanışalım istiyor Mert Bodrum’da yaşayan arkadaşları Duygu & Adir ile. Ay evet harbi çok tatlı bir çiftmiş yahu, diyor içim ayrılırken… 🙂

Gün 3 (22.Nisan.2017, Cumartesi)
Kahvaltı sonrası 10:30 dolmuşuyla istikamet Yalıçiftlik. Yarım saat sonra çakıl cennetimdeyiz :))
22nisan-Yaliciftlik-pebblesss-gezidil

Yeterince taş seçtiğimize kanaat getirince, taşların üzerinde keyif için yayılıyorum biraz -hazır bu kez tek değilken, Ocak ayındaki gibi tırsma halim yok iken :))
22nisan-Yaliciftlik---gezidil

Dönüşte Bodrum’lu bir kaptan bırakıyor bizi merkeze. Yerli halkı her sohbette daha da çok seviyor olabilirim… 🙂
Taşlar çek-çek bavulda nasıl olsa diye otele uğramadan Leman‘da sahlep molası veriyoruz. Keyif beklemez! 😀
22nisan-Leman-Bodrum---gezidil
Evet, sahlep bu arada. Saat ilerledikçe, hava kendini kış sanmaya başlayınca malum canımız sahlep çekiyor 🙂

Otele taşları bıraktıktan sonra öğle yemeği için Arka‘ya yöneliyoruz. Anneme sevdiğim yerleri gösteriyorum tek tek 🙂 Dün akşam Mert’lerin yanına kısa uğramıştık ama o sayılmaz; pizza-şarap keyfi yapacağız bugün.
IMG_2317
Soğuk bir Nisan haftası deyip geçmeyeyim, bir önceki akşam rezervasyonsuz yer olmayan bir tatlı İtalyan burası 🙂 Pizza & şarap ikilisinden sıkılması namümkün görünen bir model olarak bendenizin de taşınınca belli ki uğrak yeri olacak İtalyan.

Daha önceki yazılarımda da adı geçiyordu ama lokasyon belirtmediysem: Kule Bar’ın arasından uzatın kafayı; önce adını, hemen arkasında da bahçesini göreceksiniz.
22nisan-Bodrum-ARKA-bahce---gezidil

Çıkışta arka sokaklarda dolanırken gözüme çarpan tabelayı, üşümemizin mantıklı açıklaması olarak aşağıya iliştiriyorum:
22nisan-Bodrum-derece---gezidil
22.Nisan’da 13 derece ne yahuuu?  Bikini getirdim ben yanımda, alooooo 😀

Yağmur da var arada ama gezmeyi engelleyen cinsten hiç değil.
22nisan-Bodrum-yagmur---gezidil

Dün ikimizin de dikkatini çeken ve fakat tüm gün kapalı olan bir dükkan vardı, bugün açık bulunca dalıyoruz hemen içeri; Galeri Arkun.
22nisan-galeriarkun-Bodrum---gezidil
Sahibi bey “evet, dün açamadım, annem biraz rahatsızdı” diyor önce. Hemen arkasından ekliyor “ya aslında rahatsızdan çok, yalnız hissetmiş ve beni yanında istemiş aslına bakarsanız” diyor gülümseyerek 🙂 O kadar tatlı ve dürüst bir şekilde söylüyor ki, ikimizin birden içi kaynıyor. Bir sonraki gün de sabah erken açmayacakmış, onu söylüyor sohbetin ilerleyen dakikalarında, iki torununu 23 Nisan kutlamalarına götürmek görevi varmış. Ya yerim ben bu amcayı yaaa, oluyor içim, kibarca gülümsüyorum o kısmı kendime saklayıp 😛
Mağazadaki ürünlere, sahibini tanımadan önce bayılmıştık dün cama Garfield gibi yapışıp içeri baktığımızda, amcayla sohbet ilerledikçe ürünler daha da bir güzelleşiyor sanki! 🙂
22nisan-artun-bodrum---gezidil
Annem, bu tatlı sohbeti ve enerjiyi hatırlatmak üzere bir şey alıyor ve her geldiğimizde mutlaka uğramak üzere vedalaşıyoruz.

Akşam yemeği otelde yiyoruz. Biraz yorgun düşmüşüz… 🙂

Gün 4 (23.Nisan.2017, Pazar)
Sabahtan başlıyoruz biz otelde bayram coşkusuna. Günaydın Bodrum!
23nisan-Bodrum-AkkanBeachHotelde---gezidil

Kahvaltı sonrası anneyle otogara yürüyoruz beğendiğimiz mağazalara girip çıkarak.
11:15 dolmuşu ile istikamet Gümüşlük bugün 😉
23nisan-GumuslukDolmusu---gezidil

35-40 dakika sonra Gümüşlük köy merkezindeyiz. “Yürümek isteyen bayanlar, geldik” diyor şoför. O biz oluyoruz 🙂 Daha önceki Gümüşlük’e gelişlerim araba ile Limon’a veya akşam direk sahildeki balıkçılara şeklinde olup aslında yön mevhumum yok. Bu kez idrak ederek gezelim bahar bahar, diyoruz. Sahilde değil de köy meydanında inişimiz ondan. Annemin de ilk seferi Gümüşlük’de. Sağımıza solumuza bakına bakına yürüyoruz sahile giden ana yolda. İçimiz açıla açıla 🙂
23nisan-Gumusluk-----gezidil

20-25 dakika sonra araç yolunun bitip tezgahların başladığı yerdeyiz. Tezgahlardan sadece 1-2 tanesi açık.
23nisan-Gumusluk-tezgahlar---gezidil

O bir-iki taneyi tarayarak sahile atıyoruz kendimizi. Biraz sola yürüyoruz önce.
IMG_2425k
Club Gümüşlük‘ü gündüz de görmüş oluyorum; evet, gündüz de tatlı imiş 🙂

Kahvelerimizi belediye çay bahçesinde içiyoruz.
23nisan-Gumusluk-kahve-------gezidil

Güneş tatlı ama hava serinnnn…
23nisan-gumusluk-kahve---gezidil

Kahve sonrası biraz da diğer yöne doğru yürüyoruz. “Gayfaltı” için bir yer görüyoruz ama başka güne artık 😀
23nisan-gumusluk---------gezidil

Pazarlama olacaksa sempatiğinden olsun 😛
23nisan-gumusluk-----k--gezidil

Melengeç & Mimoza‘ya kadar gidip dönüyoruz. İkisini gösterip “aa en güzel burayı süslemişler” diyor annem. Merak etme annecik, alınıyor yemekte o süslerin parası 😛 , diyorum. Oraları daha romantik bir akşamımıza bırakıp devam ediyoruz.
23nisan-Gumusluk-Melengec---gezidil

Kahvaltı keyfini biraz abartmışız, hala aç değiliz ama balık yemeden dönmek olmaz, diyerek Aquarium‘a oturuyoruz 🙂
23nisan-Gumusluk-Aquariumrest---gezidil
Levrek marin güzel. Cibez ve deniz börülcesi de. Zaten ben bu tip otları her daim seviyorum galiba. Ege kanlı Adana’lıyım sanırsam 🙂 Kalamar tava muhteşem. Barbun da güzel. Ama en süperi bize servis yapan Mahmut! Dinamik & güler yüzlü genç Mahmut. Bir köyü soruyoruz, emin olamayınca “bilmiyorum” deyip geçmek yerine “bir dakika” işareti yapıyor, koşup sorup geliyor cevapla 🙂

Yemek sonrası anneme Limon‘u göstermek arzusundayım. Sahile yaklaşık 10-15 dakika yürüme mesafesinde olduğunu anlıyorum Foursquare ve haritalar sayesinde (viva akıllı telefonlar 😀 ).
Kaldırım olmaması biraz kıl ama pek sallamıyoruz; yürürken manzaramız nefis.
23nisan-gumusluk-limonyolu---gezidil

Ve Limon 🙂
23nisan-gumusluk-limon---gezidil
Buraya bir kez gelip de bayılmayan var mıdır acaba? 🙂 Annem de Limon Severler kervanına katılıyor ilk seferiyle.

Limon’da limonlu parfe yiyoruz manzaraya karşı kahvelerimizi yudumlarken 🙂
23nisan-Limon-parfe---gezidil

Bahçede biraz dolanmadan, her seferinde gülümseten küçük tatlı detaylarıyla kocaman kocaman gülümsemeden çıkmıyoruz tabi ki!.. 🙂
limon-gumusluk-detaylar---gezidil

Favori çiçeği papatya olan tek ben değilimdir, biliyorum! ❤ 🙂
23nisan-papatyalar-limon-gumusluk---gezidil

Bu aşağıdaki Mayıs 2016’da çektiğim bir fotoğraf. Limon konusuna değinmişken, buradaki nefis gün batımını anlatmak için araya iliştiriveriyorum 😉
Gumusluk-Limon--gunbatimi---photo-by-gezidil

Bodrum merkeze dönüp dolaşmaya devam…
23nisan-Bodrum---gezidil

Dün de hafta sonu idi ama hava süper değil diye ortalık bu kadar cıvıl cıvıl değildi. Bugün 23 Nisan kutlamalarına destek veriyor güneş, sokaklar cıvıl cıvıl 🙂
23nisan-1800-Bodrum---gezidil

En büyük hareket tabi ki çocuklarda 😉
23nisan-Bodrumsahil---gezidil

Gün batımı her mevsim nefes kesici Bodrum’da…
23nisan-gunbatimi--Bodrum---gezidil

Bu gece anne dönüyor.
Onu otogara bıraktıktan sonra yaza-ince-girelim konu başlıklı hafif yeme olayına daha huzurlu bir geçiş yapayım diye waffle’cıda alıyorum soluğu 😛 Akşamüstü yürürken gözüme kestirmiştim zaten.
Dondurma da koy tabi içine, çocuuuum, koy koy.
24nisan-Bodrum-waffleeeee---gezidil

Gün 5 (24.Nisan.2017, Pazartesi)
Bugün kendimle kaldığıma göre, klasik Bodrum kış rutinime dönebilirim. Keyifli bir kahvaltı sonrası spor namına hızlı tempo yürüyüş; yaz olimpiyatları başlasın! 😀
Marina’ya kadar Mert de eşlik ediyor. Onu orada Kahve Dünyası’na bırakıp ben bir enerji ile askeriyenin yanından çıkan (daha önce hiç bulaşmadığım) yokuşa yöneliyorum.
24nisan-Bodrum-eskicesme---gezidil

Ekol Marina Evleri’nin önünden bir sokağa giriyorum…
24nisan-Bodrum-eskicesme2---gezidil
“Buralarda da oturulabilir aslında ya, yokuşu büyütmüşüm gözümde” diye ilerlerken bir bakıyorum çıkmaz sokakmış girdiğim, geri dönüp aşağı doğru inen yandaki sokağa yönelmişken arkamdan bir ses: “Hav!!!”
Can havliyle bir köpek bana doğru koşuyor; ooooh yeaaaah.
Hemen arkasından bir kadın sesi geliyor neyse ki; “hayır!”. Sahibi hayır, ben hayır, köpek hav, sahibi hayır, ben hayır, köpek hav derken köpekle konuşmaya çalışıyorum “bak tamam ben şu an yabancıyım ama bak sonra belki mahalleli oluruz, bi sakin”. Neyse, sahibiyle beraber başladığımız mücadele sonunda, oh bari burada “hayır” kazanıyor :))

Tam rahat nefesi, hareketli Caferpaşa Caddesi‘ne indiğimde alıyorum. Bodrum’a taşınanların bloglarında adı geçen bu caddede neler varmış diye tekrar bir göz atıyorum: antikacı, veteriner kliniği, davet organizasyon şirketi, Şok market, yachting & turizm şirketleri, kuaför, bilumum otel, kahvaltıcı hisli yayılmalık cafeler, avukat ofisi.
Bodrum-Caferpasacaddesi---gezidil
Tamam, yeter şimdilik bu kadar göz taraması, dediğim noktada yine bir ara sokağa dalıp 11’i geçerek Memedof’un yanından çıkıyorum sahile…

Marinadaki spor aletlerinde Mert ekleniyor. 3-5 hareket ben, 1-2 hareket de o yaptıktan sonra otele doğru geri yürüyüşe geçiyoruz.
24nisan-Bodrummarina---gezidil
Karşımdaki velet tişört ile dururken benim üzerimde konuşlanmış kışlık yeleği açıklamayacağım, hayır 😀

Akşamki uçak için bavulları toplayıp hop tekrar sokaklara atıyorum kendimi. Bilgisayarım da yanımda, kafada yemek/kahve keyfi eşliğinde birkaç iş halletmek var.
Güneş vahşi tatlı, daha 5.dakikada anlıyorum ki bigisayar süs olarak duracak yanımda.
Şak şuk fotoğraflar çekerek yürüyorum biraz, sonrasında Starbucks’ın terasına atıyorum kendimi, güneşe nazır sandviç kahve ikilisi sonrası içimdeki ses uyarıyor: “soyun bebek!” :)) Atlet bluzla Starbucks sandalyesine nasıl yayılınıp güneşlenilir örneği için huzurlarınızdayım tamtarataaaaam 😀
WSHL8917
4 günde 4 mevsimi yaşattı yine Bodrum 😀

Otele dönüp bavulları alıyorum, 16:30 Havaş’ı ile havalanına doğru giderken farkediyorum ki “mutluyum” burada… 🙂

Dönüş yine Ocak ayındaki  rutini bozmayarak THY. Bodrum’da Nisan’ın son kahvesini içtikten sonra hee-yoo THY de rötarsız havada.

Uçakta yanımdaki bey yerine geçerken kafayı çarpıyor yukarıya. “Kapalı tutmalı bunları” diye hafif söyleniyor galiba o sırada, tam da duyamıyorum 🙂 Ama kapalıydı hihi, diye mırıldanıyorum hafiften gülümseyerek. Bodrum dönüşü içimdeki neşeli zıpır çıkmış durumda, dürtüyorum kendimi cümlenin yarısında: bir mukayyet ol kendine, sus kızım, ya huysuz bir amcaya çattıysan 😛
Neyse, çok bulaşmayayım madem, diyorum, kitabımı çıkarıp koyuyorum kucağıma. Bakıyorum amca da ipad çıkarıyor. Kıpırdanırken gözüm kayıyor hafiften, İngilizce bir şeyler okuyor. Yandakinin gazetesini okumaya bayılırım aslında, oh ne güzel el kol yorulmadan nasıl tatlı bir şeydir o. Ama yanımdaki yabancı olunca güç bela da olsa tutuyorum kendimi 😛 , mahremiyet denen bir şey var di mi İdil, aaa. “Okuyan insan” diye bir yakınlık beliriyor ama hemen içimde.
Az sonra hostes menüyü getiriyor önden. İkimiz de bakıyoruz. En tepede “tirit kebabı” yazıyor. O ne beee? oluyorum içimden. Amca da oluyor ki bir enerji dürtüp ikimiz birbirimize bakıyoruz ve “hiç duymadım bunu”, “ben de valla” şeklinde diyalog başlıyor. Ben sırıtarak  “ayyy soriiim mi google’a? kesin bilir” diyorum. İçimdeki zıpır çıktı yine dışarı hihi. Telefon da kapalı. “Sor sor, yetişir bence, ben de böyleyim, merak ederim” diyor. Şip şak bakıyorum, resimler, bilgiler vs sonrası iki meraklı olarak bir “oh” deyip yaslanıyoruz arkaya. Başta huysuz mu acaba diye şüphelendiğim komşum meğer dünya tatlısı ve konuşkan, komik bir insan imiş 🙂 Espriler, fıkralar gırla gidiyor. Yüzünü bir yerden tanıyorum ama çıkarmaya da uğraşasım gelmiyor. Bulsam ne olacak, sokakta üç kere gördüğüm insan bile bazen tanıdık geliyor bana, diye geçiyorum.
Bodrum’da mı, İstanbul’da mı yaşıyorum soruyor. Şu an için İstanbul ama seneye Bodrum’a kaymak üzere ayarlanıyorum yavaş yavaş, diyorum. O da yılın 10 ayı Bodrum’da imiş. Sevilmez mi Bodrum, diyor, tertemiz havası. Sadece havası değil, diyorum, ben bütün enerjisini seviyorum galiba.
Uçak hikayeleri anlatıyor bana. Bir keresinde öndeki yolcu hostese “bana bir sok, karıma da bir sok” demiş. Hostes kıpkırmızı. “Ben Kosova’danım, adam “meyve suyu” istemek istiyor tabi ben biliyorum” diye gülerek anlatıyor.
Bu arada tanışıyoruz. Ben İdil, diyorum. Adımın anlamını soruyor, anlatıyorum, babam koymuş, diyorum. O da “ben de Ali” diyor. Onunkini kim koymuş, soruyorum, bilmiyor. Bu arada yüzüne tekrar bakıyorum tanışırken, gayet iyi tanıdığım bir yüz ama beyin bağlantıları kopuk, nereden kısmına ulaşılamıyor, geçiyorum ben de tekrar.
Zıpır birkaç uçak hikayesi daha anlatıp gülüyoruz. Uçak şirketi varmış eskiden, söylüyor ama çıkaramıyorum. Yaşın tutmaz tabi, diyor. 42 deyince biraz şaşırıyor, e bu şaşırma anını sevdiğim için yaşımı da söylemeyi çok severim ki ben 😛
Benim mesleği soruyor. Mimarım ama 2016’da kapattım şirketimi, taş boyuyorum şimdi, diyorum, çakıl taşı. Bir de duvar aksesuarları vs bir takım dekorasyon objeleri projem var, diye kısaca bahsediyorum.
Ne okuyorsun, diyor. Elimde “Suç ve Ceza”. Çook eskiden okumuştum, bakalım bu yaşımla, bu aklımla ne hissettirecek diye tekrar okumak istedim, diyorum. Dostoyevski’yi bilgi yarışmasında sormuşlardı ta radyo zamanı, diyor. Kim 500 milyar ister, milyoner olmak ister, vs tarzı bilgi yarışmalarının radyoda yapıldığı zamanlarda katılıp katılıp kazanırmış, onu anlatıyor. Valla kesin kazanmıştır, ben kısa uçak sohbetinde ne kadar dolu olabilir bir insan diye tüm hissi almış durumdayım 🙂 Sonra TV’de çıkmaya başladı yarışma, diyor. Kenan Işık’tan bahsediyoruz biraz. Bir gün demişler ki, ya bu yarışmaya ünlüler katılmıyor (soruları bilemeyip rezil olma korkusuyla), kim katılııır, kim katılııır.. Hah, demişler Sakıp Sabancı’ya soralım, bir de, demişler, Ali Şen katılır. Trink trink trink triiiiiiiiiNk 😀 cümle devam ediyor o sırada ama bendeki trink sesinden duyulmuyor; jeton düşüyor nihayet :))) O kadar kopyalı sohbet esnasında resmen çıkaramamış olmama hayret ediyorum koskoca Ali Şen’i. Evet, koskoca. Uzaktan da koskoca görünürdü ama sohbet edince benim için iyice koskocaman oldu. Nasıl dinç, enerjik, dolu, hoş sohbet & komik bir insan!.. Neyse, cümlesinin bitirmesini bekliyorum “ayyyyy, ben yüzünüzü tanıdım başta ama nereden diye jeton biraz geç düştü az önce” diyerek suratımı ekşitip gülümseyerek mırın kırın açıklama yapasım tutuyor. Neyse, buna çok aldırmıyor ve kakara kikiri sohbetimize devam ediyoruz. Bodrum’a tekrar gidişimde haberleşmek üzere vedalaşıyoruz inerken. 3 ay sonra “kim bu İdil yaaa” durumu olmasın diye “Tirit İdil” olarak kaydediliyorum telefona 😛
Ben bavul beklerken de “İdiiil” diye seslenip el sallıyor kocaman gülümsemesiyle. Ne güzel kapanıyor yine bir Bodrum seyahatim daha… 🙂

Bir dahaki sefere kadar… öperim Bodrum!.. ❤