Etiket arşivi: Kumbahçe

Nisan’da Bodrum

Yazını zaten severdim, sonbahar & kış da test edildi, ilkbahar eksik kalmasın diyerek alıyorum 20.Nisan’a bir uçak bileti. Ve Bodrum günlüğüm kaldığım yerden devam… 😉

Gün 1 (20.Nisan.2017, Perşembe)
Gidiş için tercihim Ocak ayında test edip onayladığım Atlas Jet. 9:20 uçağı rötarsız havalanıyor. İnişte ücretsiz servisiyle Bodrum otogara varış 12’yi bulmuyor.
Bavul otele, İdil sokaklara! Özlemişim yine seni Bodrum! 🙂

Son iki seferki gelenek bozulmasın diyerek Cafe del Mar‘da kaleye karşı kahve ile başlıyorum yine Bodrum’a.
20nisan-cafedelmar-Bodrum-----gezidil

Dışarısı çok esiyor, “uçarsınız” diyorlar gülümseyerek ama güneş nefis görünüyor! “Uçarsam gelirim” diyerek yayılıyorum sahilde benim için çekiştirip düzenledikleri koltuğa 🙂
20nisan-cafedelmar-Bodrum---gezidil

Atıyorum kafayı geriye, bikini yerine polar ile güneşleniyorum, ne var, pehh :))
20nisan-

Hemen birilerine gıcık etme fotosu atmalıyım -ki bu da bir Bodrum başlangıç klasiğim 😛 Bu seferki kurbanım, aklında benim gibi Bodrum olan bir arkadaşım. “Çok kötüsün İdil yaa”yı duyup rahatlıyorum her seferki gibi 😀

Yağmur gösteriyordu birkaç saate telefon. Başlamadan Marina’ya yönleniyorum kahve sonrası, hoplaya zıplaya yürüyorum Yacht Club’a kadar.
Kepenklerden sadece tek tük inik olan var artık. Sokaklarda kalabalık bir insan topluluğu yok hala (hafta içi olmasının da etkisiyle) ama Ocak ayındaki gibi bir sessizlik de yok dükkanların çoğunun açık olmasından dolayı. İçerideki hareket sokağa yansıyor bir şekilde…
20nisan-bodrummerkez-----gezidil

Daha önce defalarca yürüdüğüm Marina’da bu kocaman kuşu ilk kez farketmeme şaşırıyorum önce. Sonra düşünüyorum, aslında aynı yerlerde, aynı çevrelerde her gün yeni ne çok şey farkediyoruz… Telefon olarak kullanacağa benzemiyorum, farkındalığıma fark attırsın diye gözüme girdi kuş, belli :))
20nisan--telefon-Bodrum---gezidil

İlk öğle yemeği için seçimim, Yacht Club’ın karşısındaki Sünger Pizza. Çok aç hissetmiyorum ve oley, küçük boy pizzası da varmış. Sebzeli mantarlı bir seçim ve maden suyu ile pek sağlıklı bir başlangıç yapıyorum Bodrum’a 😀
20nisan-SungerPizza-Bodrum---gezidil
Evet, dedikleri kadar lezzetli imiş pizza burada. Tuzu belki biraz az mı acaba, diye emin olamıyorum bir ara ama sonra hemen geçiyor; kulp arıyor olabilirim 😛
Dipnot: Adı “pizza”lı mekanın ama her çeşit yemek var menüde.

Hava 20 derece. Güneş altında tişört ile durası geliyor insanın ama bugün acayip bir rüzgar var, üzerimdeki polar sweatshirt hiiç fazla gelmiyor.

Yemek sonrası geriye doğru yürüyorum. Kaleye yakın Starbucks‘ın önünden geçerken kafamı şöyle bir uzatıyorum içeri, cam önündeki masayı boş bulunca hemen alıyorum kahvemi & cookiemi, oturuyorum. Telefonum şarjlanırken, ben de birkaç telefon görüşmesi, mesajlaşma, vs yapıyorum. O sırada “camlar neden ıslak, yağmur bugün yağdı mı ki?”….
20nisan-bodrum-starbucks---gezidil
diye bakarken anlıyorum ki 10 metre öteden rüzgarla gelen dalga suyu bu 🙂

Starbucks sonrası otele geçiyorum mini mini atıştırmaya başlayan yağmur eşliğinde. Bu kez Akkan Beach Hotel‘de kalıyorum. Kasım ve Ocak’ta kaldığım Gözen Butik Hotel’deki romantik manzaralı odam dolu imiş ama zaten de denize gireceğim için burası daha süper seçim oldu Nisan’da, diyorum. (Dediğimle kalıp, bikiniyi giyilmeden İstanbul’a geri götürüyorum konusuna sonra değineceğim 😛 )
Arada otel soran arkadaşlarım oluyor o yüzden burada da biraz detay vereyim. Halikarnas’ın biraz ilerisinde, önünde mis deniz olan bir otel Akkan Beach Hotel. Banyoları yenilenmiş, yataklar vs tertemiz, ama kokoş 5 yıldızlı otel kategorisinde değerlendirmeyelim lütfen. Ben ev gibi görüyorum:) Sahipleri ve tüm çalışanlar toptan tatlı.
Odada çok az dinlenip, denize nazır restoran kısmına geçiyorum. Daha önceki iki kalışım yaz açılışı ve kapanışı şeklinde olduğu için bilgisayarımla takılma durumum olmamıştı. Ayayayyyyyyy, ne kadar keyifli imiş burada çalışmak! 🙂
20nisan-AkkanBeachHotel-Bodrum---gezidil

Sezona hazırlık kapsamında kaldırımlar yapılıyor olduğundan otelin önü bu kez biraz inşaat-toz-toprak. Aşağıdakiler de kum yığınlarının gece bekçileri  😉
20nisan-Bodrum-kaldirimtamir---gezidil

Bu akşam yemek Defne ile. (Defne kimdi hatırlamak isteyen lütfen Kasım’da Bodrum yazıma gidiversin şuradan). Kasım ayında beraber gittiğimiz Ox Burger‘e gidiyoruz yine 🙂
20nisan-defneileoxburger---gezidil

Birer kadeh şarap eşliğinde burger & salata; ikisi de harika.
20nisan--ox-burger---gezidil

Dönüşte otelde 5 dakika Mert’le ayaküstü sohbet sonrası odama geçiyorum. Evet, bu otelin bir diğer müdavimi de her Bodrum yazımda illa adı geçen arkadaşım Mert 🙂 O yazın yarı Bodrum’da yaşadığı için biraz ev gibi de kullanıyor oteli denebilir sanki 🙂

Bu seferki Bodrum hikayemin ilk üç gecesine Adana’dan annem eşlik edecek, onu bekliyorum. Adana’dan bu mevsimde tek direk uçuş var Bodrum’a; 22:30 kalkışlı Pegasus. Ve fakat o tek uçuş da o saatte gerçekleşemiyor ve bir saati geçkin rötarla inebiliyor anneciğim Bodrum’a. Bu arada uçak saati yaklaştıkça, rüzgar umarım azalır şeklinde duadayım -uçak fobisi tavanlarda gezinen annem aşırı bir türbülansa denk gelmeden inebilsin diye. Yine de gündüzden ön bir bilgi geçiyorum – bugün hava rüzgarlı diye biraz hoplaya zıplaya indik yine, burada bu çok normal, sen hiç sallama sallantıyı, diyorum. Sabah kendime göre bir parça erken kalkmış olup, gündüz de rüzgarı kale almayıp fink fink oradan oraya zıplamış bulununca, benim gözler kapandı kapanacak modda bekliyorum anneyi. Galiba 1:45 gibi gelebiliyor otele. Benim nakavt olup gözleri kapatmam da maksimum 5 dakika sonrasındadır 🙂

Gün 2 (21.Nisan.2017, Cuma)
Saat 9’a doğru açılıyor gözlerim. Çok nefis uyanmıyorum nedense. Ama kahvaltı nefis yine!
22nisan-Bodrum-akkanbeachhotel---gezidil
Bu muadil fiyat kategorisindeki oteller bazında kıyaslayınca süper kahvaltı. Haşlanmış yumurta, domates, salatalık, 5-6 çeşit peynir (ki hepsi lezzetli), 3-5 çeşit zeytin, reçel çeşitleri, Nutella, tereyağ, taze meyve, kuru meyve, cookie. Mis. Hoş gerçi 5 yıldızlı otelde kaldığımda da kahvaltıda daha farklı bir şey yemiyorum genelde zaten – omlet hariç.
Kahvaltı sonrası oda değiştiriyoruz. Annemin bu ara merdiven çıkmaması gerekiyormuş diye ikinci kattan bahçe katına iniyoruz (ki bu benim taşlar için ilerleyen zamanda çok süper olacak, zira az katlı olunca bu otelde asansör yok). Otelden çıkışımız 11’i buluyor…
Sola yönlenip Paşatarlası’na kadar kısa yürüyüp dönüyoruz önce. Poşete üç beş çakıl atarak çakıl-tarama olayına da start veriyorum ufaktan 🙂 Marina’ya uzanıyoruz sonra…

Henüz hafta sonu değil ama sokaklar Ocak ayındaki gibi boş değil hiç, az önce de yazdığım gibi. Marina tarafındaki parkın yanından geçerken annem “yani sonuçta her bankta bir oturan var” deyince dikkat ediyorum, “bank başına bir insan” şeklinde bir düzen söz konusu :))
21nisan--13-40--BodrumMarina---gezidil

Önünden geçerken her seferinde dikkatimi çekip henüz oturmamış olduğum TadıDamak‘da kahve-tatlı molası veriyoruz.
21nisan-tadidamak--Bodrum---gezidil
Yan cafe Arpa ile birbirlerine geçiş var içeriden. Birinden alıp, diğerinin önüne de oturabiliyorsunuz hatta bizim yaptığımız gibi. Kardeş yan tarafın da ortağı imiş, bütünlük oradan geliyor.
Bir tatlı canavarı olarak gözüm vitrindeki tüm tatlılarda tek tek kalıyor ama fit-olalım-fit-kalalım-lütfen-saçmalamayalım konu başlığı altında, ortaya bir dilim tiramisu ile tatlı tatlı yapıyoruz keyfimizi 🙂
21nisan-tadidamak-Bodrum---gezidil

Anne normalde benden enerjiktir maşallah ama seyahate denk gelen bir ağrı durumundan dolayı çok aşırı zorlamaması gerekiyor vücudunu o yüzden cafe-restaurant-park molalarıyla renklendirerek kısa tutuyoruz yürüyüşleri.
Marinadaki spor aletlerinin kenarındaki bankta veriyoruz molalarımızın birini. Renk olsun diye bir iki takılayım istiyorum aletlerde; annem hareketlerin belki iyi geleceğini düşünerek “göster bakiiiim, nasıl yapıyoruz?” diyor 😀
Soldaki benim 70+ dinamik anneciğim, sağdaki de bacak hareketleri yaparken sohbet ettiğim üç şekerlemeden biri- Bodrum’da okuyan, okul dışı aktivite olarak da modern dans yapan bir 10+ 🙂
21nisan-Bodrummarina-aletlerrr---gezidil

Öğle yemeği için çok sevdiğim Churchill‘e oturuyoruz (Mekanla ilgili daha fazla fotoğraf ve bilgi için Ocak’ta Bodrum yazıma buyrun şuradan lütfen).
Bugün haşin rüzgar yok ve güneş altında oturunca sweatshirtler çıkarılıyor anında!
21nisan-churchill-Bodrum---gezidil
Yemeklerimiz gelene kadar biraz D vitamini alıyoruz annemin bakış açısıyla 🙂

Akşam La Pasion‘da tapas & sangria olayına giriliyor nihayet bu kez.
21nisan--lapasion--Bodrum---gezidil

Anne için tuzsuz seçeneklere öncelik veriyoruz. Normal tuz kategorisinden de yengeç etli közlenmiş biber dolması deniyorum ben. Masaya teker teker gelip anında çatala davrandığımız için fotoğrafları biraz atlamışım ama genel olarak yine her şey çok özenli.
21nisan--lapasion-tapas-Bodrum---gezidil

Finali çayla yapmak geliyor içimizden 🙂
21nisan--lapasion-Bodrum---gezidil

Yemek sonrası Arka’ya, Mert’lerin yanına uğruyoruz. Kısa da olsa artık tanışalım istiyor Mert Bodrum’da yaşayan arkadaşları Duygu & Adir ile. Ay evet harbi çok tatlı bir çiftmiş yahu, diyor içim ayrılırken… 🙂

Gün 3 (22.Nisan.2017, Cumartesi)
Kahvaltı sonrası 10:30 dolmuşuyla istikamet Yalıçiftlik. Yarım saat sonra çakıl cennetimdeyiz :))
22nisan-Yaliciftlik-pebblesss-gezidil

Yeterince taş seçtiğimize kanaat getirince, taşların üzerinde keyif için yayılıyorum biraz -hazır bu kez tek değilken, Ocak ayındaki gibi tırsma halim yok iken :))
22nisan-Yaliciftlik---gezidil

Dönüşte Bodrum’lu bir kaptan bırakıyor bizi merkeze. Yerli halkı her sohbette daha da çok seviyor olabilirim… 🙂
Taşlar çek-çek bavulda nasıl olsa diye otele uğramadan Leman‘da sahlep molası veriyoruz. Keyif beklemez! 😀
22nisan-Leman-Bodrum---gezidil
Evet, sahlep bu arada. Saat ilerledikçe, hava kendini kış sanmaya başlayınca malum canımız sahlep çekiyor 🙂

Otele taşları bıraktıktan sonra öğle yemeği için Arka‘ya yöneliyoruz. Anneme sevdiğim yerleri gösteriyorum tek tek 🙂 Dün akşam Mert’lerin yanına kısa uğramıştık ama o sayılmaz; pizza-şarap keyfi yapacağız bugün.
IMG_2317
Soğuk bir Nisan haftası deyip geçmeyeyim, bir önceki akşam rezervasyonsuz yer olmayan bir tatlı İtalyan burası 🙂 Pizza & şarap ikilisinden sıkılması namümkün görünen bir model olarak bendenizin de taşınınca belli ki uğrak yeri olacak İtalyan.

Daha önceki yazılarımda da adı geçiyordu ama lokasyon belirtmediysem: Kule Bar’ın arasından uzatın kafayı; önce adını, hemen arkasında da bahçesini göreceksiniz.
22nisan-Bodrum-ARKA-bahce---gezidil

Çıkışta arka sokaklarda dolanırken gözüme çarpan tabelayı, üşümemizin mantıklı açıklaması olarak aşağıya iliştiriyorum:
22nisan-Bodrum-derece---gezidil
22.Nisan’da 13 derece ne yahuuu?  Bikini getirdim ben yanımda, alooooo 😀

Yağmur da var arada ama gezmeyi engelleyen cinsten hiç değil.
22nisan-Bodrum-yagmur---gezidil

Dün ikimizin de dikkatini çeken ve fakat tüm gün kapalı olan bir dükkan vardı, bugün açık bulunca dalıyoruz hemen içeri; Galeri Arkun.
22nisan-galeriarkun-Bodrum---gezidil
Sahibi bey “evet, dün açamadım, annem biraz rahatsızdı” diyor önce. Hemen arkasından ekliyor “ya aslında rahatsızdan çok, yalnız hissetmiş ve beni yanında istemiş aslına bakarsanız” diyor gülümseyerek 🙂 O kadar tatlı ve dürüst bir şekilde söylüyor ki, ikimizin birden içi kaynıyor. Bir sonraki gün de sabah erken açmayacakmış, onu söylüyor sohbetin ilerleyen dakikalarında, iki torununu 23 Nisan kutlamalarına götürmek görevi varmış. Ya yerim ben bu amcayı yaaa, oluyor içim, kibarca gülümsüyorum o kısmı kendime saklayıp 😛
Mağazadaki ürünlere, sahibini tanımadan önce bayılmıştık dün cama Garfield gibi yapışıp içeri baktığımızda, amcayla sohbet ilerledikçe ürünler daha da bir güzelleşiyor sanki! 🙂
22nisan-artun-bodrum---gezidil
Annem, bu tatlı sohbeti ve enerjiyi hatırlatmak üzere bir şey alıyor ve her geldiğimizde mutlaka uğramak üzere vedalaşıyoruz.

Akşam yemeği otelde yiyoruz. Biraz yorgun düşmüşüz… 🙂

Gün 4 (23.Nisan.2017, Pazar)
Sabahtan başlıyoruz biz otelde bayram coşkusuna. Günaydın Bodrum!
23nisan-Bodrum-AkkanBeachHotelde---gezidil

Kahvaltı sonrası anneyle otogara yürüyoruz beğendiğimiz mağazalara girip çıkarak.
11:15 dolmuşu ile istikamet Gümüşlük bugün 😉
23nisan-GumuslukDolmusu---gezidil

35-40 dakika sonra Gümüşlük köy merkezindeyiz. “Yürümek isteyen bayanlar, geldik” diyor şoför. O biz oluyoruz 🙂 Daha önceki Gümüşlük’e gelişlerim araba ile Limon’a veya akşam direk sahildeki balıkçılara şeklinde olup aslında yön mevhumum yok. Bu kez idrak ederek gezelim bahar bahar, diyoruz. Sahilde değil de köy meydanında inişimiz ondan. Annemin de ilk seferi Gümüşlük’de. Sağımıza solumuza bakına bakına yürüyoruz sahile giden ana yolda. İçimiz açıla açıla 🙂
23nisan-Gumusluk-----gezidil

20-25 dakika sonra araç yolunun bitip tezgahların başladığı yerdeyiz. Tezgahlardan sadece 1-2 tanesi açık.
23nisan-Gumusluk-tezgahlar---gezidil

O bir-iki taneyi tarayarak sahile atıyoruz kendimizi. Biraz sola yürüyoruz önce.
IMG_2425k
Club Gümüşlük‘ü gündüz de görmüş oluyorum; evet, gündüz de tatlı imiş 🙂

Kahvelerimizi belediye çay bahçesinde içiyoruz.
23nisan-Gumusluk-kahve-------gezidil

Güneş tatlı ama hava serinnnn…
23nisan-gumusluk-kahve---gezidil

Kahve sonrası biraz da diğer yöne doğru yürüyoruz. “Gayfaltı” için bir yer görüyoruz ama başka güne artık 😀
23nisan-gumusluk---------gezidil

Pazarlama olacaksa sempatiğinden olsun 😛
23nisan-gumusluk-----k--gezidil

Melengeç & Mimoza‘ya kadar gidip dönüyoruz. İkisini gösterip “aa en güzel burayı süslemişler” diyor annem. Merak etme annecik, alınıyor yemekte o süslerin parası 😛 , diyorum. Oraları daha romantik bir akşamımıza bırakıp devam ediyoruz.
23nisan-Gumusluk-Melengec---gezidil

Kahvaltı keyfini biraz abartmışız, hala aç değiliz ama balık yemeden dönmek olmaz, diyerek Aquarium‘a oturuyoruz 🙂
23nisan-Gumusluk-Aquariumrest---gezidil
Levrek marin güzel. Cibez ve deniz börülcesi de. Zaten ben bu tip otları her daim seviyorum galiba. Ege kanlı Adana’lıyım sanırsam 🙂 Kalamar tava muhteşem. Barbun da güzel. Ama en süperi bize servis yapan Mahmut! Dinamik & güler yüzlü genç Mahmut. Bir köyü soruyoruz, emin olamayınca “bilmiyorum” deyip geçmek yerine “bir dakika” işareti yapıyor, koşup sorup geliyor cevapla 🙂

Yemek sonrası anneme Limon‘u göstermek arzusundayım. Sahile yaklaşık 10-15 dakika yürüme mesafesinde olduğunu anlıyorum Foursquare ve haritalar sayesinde (viva akıllı telefonlar 😀 ).
Kaldırım olmaması biraz kıl ama pek sallamıyoruz; yürürken manzaramız nefis.
23nisan-gumusluk-limonyolu---gezidil

Ve Limon 🙂
23nisan-gumusluk-limon---gezidil
Buraya bir kez gelip de bayılmayan var mıdır acaba? 🙂 Annem de Limon Severler kervanına katılıyor ilk seferiyle.

Limon’da limonlu parfe yiyoruz manzaraya karşı kahvelerimizi yudumlarken 🙂
23nisan-Limon-parfe---gezidil

Bahçede biraz dolanmadan, her seferinde gülümseten küçük tatlı detaylarıyla kocaman kocaman gülümsemeden çıkmıyoruz tabi ki!.. 🙂
limon-gumusluk-detaylar---gezidil

Favori çiçeği papatya olan tek ben değilimdir, biliyorum! ❤ 🙂
23nisan-papatyalar-limon-gumusluk---gezidil

Bu aşağıdaki Mayıs 2016’da çektiğim bir fotoğraf. Limon konusuna değinmişken, buradaki nefis gün batımını anlatmak için araya iliştiriveriyorum 😉
Gumusluk-Limon--gunbatimi---photo-by-gezidil

Bodrum merkeze dönüp dolaşmaya devam…
23nisan-Bodrum---gezidil

Dün de hafta sonu idi ama hava süper değil diye ortalık bu kadar cıvıl cıvıl değildi. Bugün 23 Nisan kutlamalarına destek veriyor güneş, sokaklar cıvıl cıvıl 🙂
23nisan-1800-Bodrum---gezidil

En büyük hareket tabi ki çocuklarda 😉
23nisan-Bodrumsahil---gezidil

Gün batımı her mevsim nefes kesici Bodrum’da…
23nisan-gunbatimi--Bodrum---gezidil

Bu gece anne dönüyor.
Onu otogara bıraktıktan sonra yaza-ince-girelim konu başlıklı hafif yeme olayına daha huzurlu bir geçiş yapayım diye waffle’cıda alıyorum soluğu 😛 Akşamüstü yürürken gözüme kestirmiştim zaten.
Dondurma da koy tabi içine, çocuuuum, koy koy.
24nisan-Bodrum-waffleeeee---gezidil

Gün 5 (24.Nisan.2017, Pazartesi)
Bugün kendimle kaldığıma göre, klasik Bodrum kış rutinime dönebilirim. Keyifli bir kahvaltı sonrası spor namına hızlı tempo yürüyüş; yaz olimpiyatları başlasın! 😀
Marina’ya kadar Mert de eşlik ediyor. Onu orada Kahve Dünyası’na bırakıp ben bir enerji ile askeriyenin yanından çıkan (daha önce hiç bulaşmadığım) yokuşa yöneliyorum.
24nisan-Bodrum-eskicesme---gezidil

Ekol Marina Evleri’nin önünden bir sokağa giriyorum…
24nisan-Bodrum-eskicesme2---gezidil
“Buralarda da oturulabilir aslında ya, yokuşu büyütmüşüm gözümde” diye ilerlerken bir bakıyorum çıkmaz sokakmış girdiğim, geri dönüp aşağı doğru inen yandaki sokağa yönelmişken arkamdan bir ses: “Hav!!!”
Can havliyle bir köpek bana doğru koşuyor; ooooh yeaaaah.
Hemen arkasından bir kadın sesi geliyor neyse ki; “hayır!”. Sahibi hayır, ben hayır, köpek hav, sahibi hayır, ben hayır, köpek hav derken köpekle konuşmaya çalışıyorum “bak tamam ben şu an yabancıyım ama bak sonra belki mahalleli oluruz, bi sakin”. Neyse, sahibiyle beraber başladığımız mücadele sonunda, oh bari burada “hayır” kazanıyor :))

Tam rahat nefesi, hareketli Caferpaşa Caddesi‘ne indiğimde alıyorum. Bodrum’a taşınanların bloglarında adı geçen bu caddede neler varmış diye tekrar bir göz atıyorum: antikacı, veteriner kliniği, davet organizasyon şirketi, Şok market, yachting & turizm şirketleri, kuaför, bilumum otel, kahvaltıcı hisli yayılmalık cafeler, avukat ofisi.
Bodrum-Caferpasacaddesi---gezidil
Tamam, yeter şimdilik bu kadar göz taraması, dediğim noktada yine bir ara sokağa dalıp 11’i geçerek Memedof’un yanından çıkıyorum sahile…

Marinadaki spor aletlerinde Mert ekleniyor. 3-5 hareket ben, 1-2 hareket de o yaptıktan sonra otele doğru geri yürüyüşe geçiyoruz.
24nisan-Bodrummarina---gezidil
Karşımdaki velet tişört ile dururken benim üzerimde konuşlanmış kışlık yeleği açıklamayacağım, hayır 😀

Akşamki uçak için bavulları toplayıp hop tekrar sokaklara atıyorum kendimi. Bilgisayarım da yanımda, kafada yemek/kahve keyfi eşliğinde birkaç iş halletmek var.
Güneş vahşi tatlı, daha 5.dakikada anlıyorum ki bigisayar süs olarak duracak yanımda.
Şak şuk fotoğraflar çekerek yürüyorum biraz, sonrasında Starbucks’ın terasına atıyorum kendimi, güneşe nazır sandviç kahve ikilisi sonrası içimdeki ses uyarıyor: “soyun bebek!” :)) Atlet bluzla Starbucks sandalyesine nasıl yayılınıp güneşlenilir örneği için huzurlarınızdayım tamtarataaaaam 😀
WSHL8917
4 günde 4 mevsimi yaşattı yine Bodrum 😀

Otele dönüp bavulları alıyorum, 16:30 Havaş’ı ile havalanına doğru giderken farkediyorum ki “mutluyum” burada… 🙂

Dönüş yine Ocak ayındaki  rutini bozmayarak THY. Bodrum’da Nisan’ın son kahvesini içtikten sonra hee-yoo THY de rötarsız havada.

Uçakta yanımdaki bey yerine geçerken kafayı çarpıyor yukarıya. “Kapalı tutmalı bunları” diye hafif söyleniyor galiba o sırada, tam da duyamıyorum 🙂 Ama kapalıydı hihi, diye mırıldanıyorum hafiften gülümseyerek. Bodrum dönüşü içimdeki neşeli zıpır çıkmış durumda, dürtüyorum kendimi cümlenin yarısında: bir mukayyet ol kendine, sus kızım, ya huysuz bir amcaya çattıysan 😛
Neyse, çok bulaşmayayım madem, diyorum, kitabımı çıkarıp koyuyorum kucağıma. Bakıyorum amca da ipad çıkarıyor. Kıpırdanırken gözüm kayıyor hafiften, İngilizce bir şeyler okuyor. Yandakinin gazetesini okumaya bayılırım aslında, oh ne güzel el kol yorulmadan nasıl tatlı bir şeydir o. Ama yanımdaki yabancı olunca güç bela da olsa tutuyorum kendimi 😛 , mahremiyet denen bir şey var di mi İdil, aaa. “Okuyan insan” diye bir yakınlık beliriyor ama hemen içimde.
Az sonra hostes menüyü getiriyor önden. İkimiz de bakıyoruz. En tepede “tirit kebabı” yazıyor. O ne beee? oluyorum içimden. Amca da oluyor ki bir enerji dürtüp ikimiz birbirimize bakıyoruz ve “hiç duymadım bunu”, “ben de valla” şeklinde diyalog başlıyor. Ben sırıtarak  “ayyy soriiim mi google’a? kesin bilir” diyorum. İçimdeki zıpır çıktı yine dışarı hihi. Telefon da kapalı. “Sor sor, yetişir bence, ben de böyleyim, merak ederim” diyor. Şip şak bakıyorum, resimler, bilgiler vs sonrası iki meraklı olarak bir “oh” deyip yaslanıyoruz arkaya. Başta huysuz mu acaba diye şüphelendiğim komşum meğer dünya tatlısı ve konuşkan, komik bir insan imiş 🙂 Espriler, fıkralar gırla gidiyor. Yüzünü bir yerden tanıyorum ama çıkarmaya da uğraşasım gelmiyor. Bulsam ne olacak, sokakta üç kere gördüğüm insan bile bazen tanıdık geliyor bana, diye geçiyorum.
Bodrum’da mı, İstanbul’da mı yaşıyorum soruyor. Şu an için İstanbul ama seneye Bodrum’a kaymak üzere ayarlanıyorum yavaş yavaş, diyorum. O da yılın 10 ayı Bodrum’da imiş. Sevilmez mi Bodrum, diyor, tertemiz havası. Sadece havası değil, diyorum, ben bütün enerjisini seviyorum galiba.
Uçak hikayeleri anlatıyor bana. Bir keresinde öndeki yolcu hostese “bana bir sok, karıma da bir sok” demiş. Hostes kıpkırmızı. “Ben Kosova’danım, adam “meyve suyu” istemek istiyor tabi ben biliyorum” diye gülerek anlatıyor.
Bu arada tanışıyoruz. Ben İdil, diyorum. Adımın anlamını soruyor, anlatıyorum, babam koymuş, diyorum. O da “ben de Ali” diyor. Onunkini kim koymuş, soruyorum, bilmiyor. Bu arada yüzüne tekrar bakıyorum tanışırken, gayet iyi tanıdığım bir yüz ama beyin bağlantıları kopuk, nereden kısmına ulaşılamıyor, geçiyorum ben de tekrar.
Zıpır birkaç uçak hikayesi daha anlatıp gülüyoruz. Uçak şirketi varmış eskiden, söylüyor ama çıkaramıyorum. Yaşın tutmaz tabi, diyor. 42 deyince biraz şaşırıyor, e bu şaşırma anını sevdiğim için yaşımı da söylemeyi çok severim ki ben 😛
Benim mesleği soruyor. Mimarım ama 2016’da kapattım şirketimi, taş boyuyorum şimdi, diyorum, çakıl taşı. Bir de duvar aksesuarları vs bir takım dekorasyon objeleri projem var, diye kısaca bahsediyorum.
Ne okuyorsun, diyor. Elimde “Suç ve Ceza”. Çook eskiden okumuştum, bakalım bu yaşımla, bu aklımla ne hissettirecek diye tekrar okumak istedim, diyorum. Dostoyevski’yi bilgi yarışmasında sormuşlardı ta radyo zamanı, diyor. Kim 500 milyar ister, milyoner olmak ister, vs tarzı bilgi yarışmalarının radyoda yapıldığı zamanlarda katılıp katılıp kazanırmış, onu anlatıyor. Valla kesin kazanmıştır, ben kısa uçak sohbetinde ne kadar dolu olabilir bir insan diye tüm hissi almış durumdayım 🙂 Sonra TV’de çıkmaya başladı yarışma, diyor. Kenan Işık’tan bahsediyoruz biraz. Bir gün demişler ki, ya bu yarışmaya ünlüler katılmıyor (soruları bilemeyip rezil olma korkusuyla), kim katılııır, kim katılııır.. Hah, demişler Sakıp Sabancı’ya soralım, bir de, demişler, Ali Şen katılır. Trink trink trink triiiiiiiiiNk 😀 cümle devam ediyor o sırada ama bendeki trink sesinden duyulmuyor; jeton düşüyor nihayet :))) O kadar kopyalı sohbet esnasında resmen çıkaramamış olmama hayret ediyorum koskoca Ali Şen’i. Evet, koskoca. Uzaktan da koskoca görünürdü ama sohbet edince benim için iyice koskocaman oldu. Nasıl dinç, enerjik, dolu, hoş sohbet & komik bir insan!.. Neyse, cümlesinin bitirmesini bekliyorum “ayyyyy, ben yüzünüzü tanıdım başta ama nereden diye jeton biraz geç düştü az önce” diyerek suratımı ekşitip gülümseyerek mırın kırın açıklama yapasım tutuyor. Neyse, buna çok aldırmıyor ve kakara kikiri sohbetimize devam ediyoruz. Bodrum’a tekrar gidişimde haberleşmek üzere vedalaşıyoruz inerken. 3 ay sonra “kim bu İdil yaaa” durumu olmasın diye “Tirit İdil” olarak kaydediliyorum telefona 😛
Ben bavul beklerken de “İdiiil” diye seslenip el sallıyor kocaman gülümsemesiyle. Ne güzel kapanıyor yine bir Bodrum seyahatim daha… 🙂

Bir dahaki sefere kadar… öperim Bodrum!.. ❤

 

 

Kasım’da Bodrum! :)

“A-maaan, burayı bilmeyen yok pfff” deyip atlamayacağım güzel Bodrum’u, hayır. Yazın nerede ne yenir, nerede yüzülürü de daha bilgililer anlatsın, hem zaten kışa girerken benim onu anlatasım yok. Hayatımda ilk kez bu yıl deneyimlediğim “Kasım’da Bodrum” bu yazımın konusu! 🙂 “Aralık’ta Bodrum”, “Ocak’ta Bodrum” şeklinde devamı da gelecek. Hatta Bodrum’a ayrı kolon yaptım ana sayfada, zira artık hayatımda yavaş yavaş artarak yer alacak gibi gözüküyor.

Gün 1 (16.Kasım.2016, Çarşamba):
İstanbul’da “kar soğuğu bu, net!” diyerek dolanıp donduğumuz günün ertesinde sabah 7:45 uçağıyla ilk “Kasım’da Bodrum” deneyimim başladı. İş için sıkça Bodrum’a giden bir arkadaşımla da aynı uçakla gidiyor olunca, sabahın bir körü vıdı vıdı konuşarak çıktık yola (itiraf ediyorum, sabah kahvaltı edip kahve içmeden konuşabilme yetim çok sınırlı, vıdı vıdının çoğu Mert’ten kaynaklandı, buradan ona selam olsun 😛 ). İniş için alçalmaya başlıyoruz denildikten ne kadar süre sonra idi bilmiyorum, türbülans vs bir garip sallanmalara girdik. Türbülans diye yazınca standart bir sallanma gibi hissedildiyse açayım onu biraz; sanki uçağı biri yukarıdan tutup gıcığına aşağı bırakıyor pat diye, o da yetmeyince iki eliyle langır lungur sallıyor, sonra bir daha paaat bırakıyor, öyle bir his. Pilottan ses yok, hostesler kayıp, uçak çarpışan oto tadında güm pat ilerliyor. O sırada Mert “Allah’ım sen büyüksüünnn” diye çıldırmakla meşgul yan tarafımda kocaman sesi ile, elleriyle kafasını ortaya almış -ki dünyanın bilumum yerinde yıllarca yaşayıp paso uçak seyahati yapan ve hatta Bodrum’a da tabir caizse zırt pırt uçan biri. Ben tek elle ön koltuğu tutarken bön bön önüme bakıp film şeridi olayına giriyorum sakince. Ben ve sakin, evet. Karşı kaldırımda biri düşse “ayyy” diye zıplayan bir numunelik olarak uçak konusunda genel olarak sakin oluşumu çözdüm; misal araba kazası vs’de duruşuma göre kendimdeki, yanımdaki, yönümdeki hasarı azaltabilirim diye panik oluyorum, en doğruyu yapma paniği ama uçakta olay tamamen benden bağımsız gerçekleştiği için bir kabullenme, bir sükunet, bir kendi olmaktan çıkış :)) Hoş gerçi ona “sakin” mi demeli emin değilim, belki bir “şok” hali :)) Hayatımda ilk kez cidden “ölüyoruz” sandım uçakta :\  Korkmak değil, oluyor sanmak. Acayip bir his. Bir yandan Mert’e dönüp, “şey, ben de korkuyorum, sessiz oluşuma bakma” diyorum. Bir yandan “ya ama yeni hayat planlarım, küçük tatlı hayallerim vardı” diye bir burukluk. Bir de “nasıl yani, cidden bu mudur benim bitiş?” diyen salak ses. Neyse, sonra Mert yine kocaman sesiyle dağıtıyor benim düşünceleri. Toplamda ne kadar sürdü bilmiyorum ama bana olduğundan uzun geldiği kesin. Meğer pilot taaaa en başta söylemiş inerken böyle bir durum yaşayabileceğimizi, indikten sonra önümüzdeki kız dönüp “siz konuşmaktan duymadınız, pilot söyledi” dedi suratını buruşturarak. Altyazısı: sabah sabah kafamı oydunuz bea! 😀 :))) İstanbul donarken Bodrum da sakin duramamış meğer, Havaş görevlisi o günkü rüzgarın otobüsü bile nasıl salladığından bahsederken biz yavaş yavaş kendimize geldik 🙂

Otelde odam hazır olana kadar, çapraz karşısındaki -pek bir sevdiğim- Cafe del Mar‘a zıplıyorum. Tatlı teyzeden bir çay isteyip kendimi sahile atıyorum sıkı sıkı kapattığım montumla 🙂 Üşümeyin evladım, diyor teyze. Az sonra dönerim, önce bir ruhum ısınsın şu güneşte, diyorum. Hava bildiğimiz ayaz. Olsun, çay elimde oturuyorum sahile koydukları şezlongların birine. Bir o tarafa dönüyorum, bir bu tarafa. Kaleye dönüp çay ile “cheers” demeler, bir iki arkadaşa gıcık-etme-fotosu yollamalar; öleceğim mutluluktan 😀
img_3267
Neyse sonra “ilk günden şifayı kapmayayım” diyerek içeri geçiyorum. Orada da bir Türk kahvesi patlatıyorum.

Sonrasında oda meselesini erteleyip ver elini Marina diyorum.
img_3293rk
Ne de olsa bu bir “ön keşif” tatili, ilk günden başlayayım keşfe, diyerek. Yaz tatilinde dolanırken atladığım bir çok şeye dikkat etmeye çalışarak. Şimdi orada yaşıyormuş gibi hissetmeye çalışarak. Ara sokaklara girip girip çıkıyorum. Hangi sokakta oturmak güzel olurdu, hangisi yokuş, hangisinin enerjisi nasıl diyerek…
img_3291-vs

Öğle yemeği için midem sinyal vermeye başladığı sıralarda da “Nazik Ana Ev Yemekleri” diye bir tabela çekiyor dikkatimi. Evde genelde Çin yemeği yapan bir Adana’lı olarak, baklagiller ve sulu ev yemekleri için İstanbul’da paso Küçük Ev ve türevlerini kullanan ben, hah diyorum, burada yaşasam ilk ev yemekçimi buldum, oley.
nazikana-bodrumNazik Ana kurucusu imiş ama artık mutfakta değil. Patlıcan musakka, pilav, yoğurt üçlüsü 10 TL, ay mis 🙂 Kocaman da bir yer. Etrafımı seyredip fotoğraf çekerek yemeği atlaya zıplaya bitirmemden turist olduğum belli olmuştur :))
Tuvaleti temiz restoran bende anında bir kademe atlıyor, burası da aldı puanı.
nazikana-wc

Yemek sonrası artık otele dönüp giriş yapıyorum. İlk iki gece için yer ayırttığım Akkan Luxury Hotel. İki yataklı odada ben tek başıma bile zor hareket ediyorum. Banyoda lavaboyu tanıyorum, Koçtaş’ın en minik dikdörtgen lavaboları vardır, onlardan. Bir de çene hizamda bir etejer çıkıntısı. Yüz yıkarken duble keyif :))  Mesleki deformasyon ile o etejeri şuraya koysaydık vs diye çözümlemelere girerken durduruyorum kendimi. Bataryayı su için kullanıp, lavabo olarak da tüm banyo zeminini kullanıyorum, yüzüme şaap diye suyu çarptırarak yıkamayı sevmemden dolayı değil bu kez. Bunlar moralimi zerre kadar bozmuyor, ayrı. Hem pencereden bakınca içimi ısıtan güneş ve deniz ikilisi var 🙂
akkanluxury-pencereden
Resepsiyondaki görevliye bilgi veriyorum yine de sırıtarak: “siz tatlısınız da, oda diiil” 🙂

Akşamüstüne doğru Nilay’la buluşuyoruz onun kaldığı otelin aşağısındaki cafede. Nilay İstanbul’dan çook sevdiğim arkadaşım, birkaç senedir iş dolayısıyla ayda bir, bazen birkaç ayda bir Bodrum’da. Rutin kahve-sohbet buluşmamız bu kez Bodrum’a kısmetmiş 🙂
15094263_10154343029109219_6039604827716804927_n

Aşk meşk hayatları konusuna giremeden Nilay’ın arkadaşı Mukadder geliyor. 8-9 yıldır Bodrum’da emlak işi yapan Mukadder, ben gelmek konusunda netleştiğimde evimi bulacak kişi, hissediyorum, ommmm 🙂

Gözen Cafe‘nin terasında kalın montlarımızla güneşin son kırıntılarının tadını çıkardıktan sonra yemek için Arka Restaurant‘a geçiyoruz. Mert de ekleniyor bize. Bodrum; connecting people 🙂

İlk olarak Mayıs ayında gittiğim Arka’yı daha ilk dakikadan itibaren seviyorum. Ve zaten de pizza & şarap ikilisine her zaman her yerde taptığımı söylemiş miydim? 😀 (Eğer okuyorsa, İrem gülmez mi lütfen 😛 )
arka-bodrum

Yemekten sonra ben direk otelime vınlıyorum. 2 saatlik uykuyla gelmişim buralara, enerjimi düzgün kullanayım istiyorum. Ki zaten en son saat 9’a doğru anneme attığım mesaj sonrası sızmışım 🙂

Gün 2 (Perşembe):
Günaydın Bodruuuuum! 😀
img_3351
Sabah 6’da plup açılıyor gözlerim aslında ama malum saat ayarlamamızdan da sonra hava zifiri karanlık o saatte. Geri yatıyorum. Yatakta keyif sonrası 7-7:30 gibi dikilip tayt-spor ayakkabı-kapüşonlu bir şeyler giyiniyorum. Kararım kesin, Bodrum sabahlarına sahilde yürüyüşle başlanacak, dımdırırıııııım! 😀 İlk yürüyüşe Mert de eşlik etmek istedi. 10-15 dakika yürüyüş sonrası saat 8’de onun oteldeyim; Akkan Beach Hotel. Mayıs ve Eylül sonu kaldığım bu otel o tarihler için süper seçim bence. Bu kez biraz daha kalabalığın içinde olmak istediğimden (ve merkezde başka otelleri de tanıyayım diye) es geçip, aynı grubun diğer bir otelinde kaldım işte. Ama ilk kahvaltı Akkan Beach’e kısmetmiş :)) Uzunca bir kahvaltı sonrası, kaldırıyoruz popoları. Önce sola, limana kadar yürüyüp dönüyoruz, sonra istikamet Marina. Bodrum’un tek heyecanlandırdığı insan ben değilmişimi görüyorum :)) Kısa fotoğraf molaları ile bölünüp duruyor tam gaz yürüyüşümüz. Marina’da zıplama molası veriyoruz bir de, pardon! 🙂
14993507_10154345113329219_254841327231582974_n

Marina’nın ortalarındaki Tepecik Cami’nin arka tarafında belediyenin spor aletleri alanı var, hemen atlıyorum. Bacaklar çalışıyor, evettt. A ama kol, sırt vs için aletler tırt, neyse onları da başka türlü çalıştırmanın yoluna bakarım artık taşınınca 🙂
img_4055k

Cafe del Mar‘da keyifle noktalanıyor sabah sporumuz. Güneşin verdiği enerjiyi üzerimden henüz atabilmiş değilim! 😀
mqnl1978

Biraz zıplayıp sakinleştikten sonra, boyamalarım için çakıl taşı aramaya koyuluyorum. Bu abdest alır gibi pozu da Mert yakalıyor, sağolsun 😀
15073457_10154345823224219_996256747676586509_n

Hava ilk güne göre gayet sakin ve tatlı olsa da yine de henüz bikinilik değil ama deniz suyu sıcaklığı gayet iyi. Telefonumun tahminine göre dış sıcaklık da artacak ve bir sonraki gün yüzüyor olabilirim, oo-leey 🙂
Biraz daha güneş ve Nilay ekleniyor Cafe del Mar önü yayılmamıza.
img_3498rk

Dipnot: Kasım’da Bodrum havasını çözdüm; sabah montla başlanıyor, ilerleyen saatlerde güneş altında katman katman soyunuluyor, en sıcak saatte askılı ile durulabiliyor icabında, güneş kaybolurken tekrar katmanlar giyiliyor, gece kalın montla final.

Saat 2’ye doğru Mukadder’le buluşuyoruz. Kiralık evler göreceğim, içim pır pır pırrrr 😀
Marina arkasında 3-4 ev ve Cafe del Mar’ın yukarılarında bir ev görüyoruz. Marina arkalarındaki sokakları en çok seviyorum galiba yaşamak için. Çok yukarılara çıkmadanki bölümleri. Cafe del Mar arkalarını ev için huzurlu hissedemedim gibi (sanki galiba acaba belki). Sonuç olarak cuk oturan olmuyor ama yazınki beni ürküten fiyatlar ve evler ortada yok, oh 🙂 Moralim yerine geliyor, bu işin olacağına inancım bir tık daha artıyor. Şimdi artık iş İstanbul organizasyonuna kaldı. Bu kış mı geliyorum, yoksa içime tam sinmesini bekleyip, düzgünce organize olup seneye mi? Tek soru işaretim bu gibi hissediyorum! Yani her türlü geliyorum, bekle beni Bodruuum, diyor içim. Bakalım, önümüzdeki günlerde nasıl konuşacak o iç! Zira her şey onun dediği gibi oluyor bende eni sonu 🙂

Bu arada ben heyecandan yemek saatinin farkına varmamışım ama kızların midelerinde alarm çalınca ev gezmeleri arasında hızlı bir yemek için Kırçiçeği‘ne oturuyoruz. Yolum düştükçe İstanbul’da pidesini yediğim, bildiğimiz Kırçiçeği işte 🙂 Marina’da dizi dizi restoranların arasında.

Akşam yemeğinden önce birkaç saat herkes kendi işine bakıyor, ben de bu arada gördüklerimi sindirip otelde biraz dinleniyorum.

Akşam gideceğimiz restorana foursquare’den bir bakayım, diyorum. 70’li yıllarda doğan bir insan evladı olarak Komodor‘u internette Commodore (bkz. Commodore 64) olarak aramama bir alkış alayım önce 😛

Fonda “Arım Balım Peteğim” karşılıyor bizi. Özlediğim başka Türkçe şarkılarla devam. Arada da Yunan müzikleri. Bangır bangır değil hiç. Hafif hafif fonda, sohbete eşlikçi…
komodor

Bu akşam Gökhan da var masada. Mert’lerin şirketin Bodrum sorumlusu, bana tanıtılma şekli de “Bitez’de yaşayan, güvenilir Bodrum rehberimiz” 🙂
img_3582k
Masada 4 adet gayrimenkul sektöründen insan olunca sohbet dönüp dolaşıp arsalara, evlere geliyor, ben de geçmiş emlak yıllarımdan hatıralarla destek atıyorum; arada sektörle alakasız biri olsa çığlık atardı bir süre sonra kesin 🙂

Nadir rakı anlarımdan biri diye hemen belgeliyorum 😀
img_3573k

Saganaki istemeyi unutmayın ortaya. Ahtapota bayıldım ben. Barbun da nefisti.
img_4203

Mutfak ekibi 🙂
img_3588k

Ve takıntılı konum olan WC’deyim 🙂 Diş fırçası, deodorant, vb bulunduran köşe illa en kokoş restoranlarda mı olmalı? 🙂 Alkış!..
komodor-wc

Gün 3 (Cuma):
Haberler eşliğinde kahvaltı ve salondaki birkaç kişi ile biraz Türkiye’de olup bitenleri çekiştirmekle başlayan gün tabi ki yine sabah yürüyüşü ile devam ediyor! Bu kez istikamet direk Marina. Saat 9 civarı sokaklar biraz boş.
img_3601k
Kale hizasını geçtikten sonra teknelerin cıvıltısı, birkaç yürüyüş yapan insan, üç-beş esnaf hareket katıyor ortama.

Sokakların asıl sahibi köpekler gibi ve genelde de uyur/yayılmış pozisyondalar 🙂
img_3603k

Belediye aletleri seansımı bu kez öne alıyorum, 10-15 dakika yürüyüş ısınma sayılsa, şimdi burda 3-5 kas çalıştırıp arkasından yaptığım yürüyüş de Hillside’daki hocaların bana hep derslerden sonra yaptırmak istedikleri (ve hep üşendiğim) cardio işte 😀

Aletler sonrası Yacht Club’a kadar gidip, arka sokaklara dalıp çıkarak dönüyorum otele.
turkkuyusu-bodrum

Ve ta taaaam, nefis manzaralı odama geçiş yapıyorum bugün. İstikamet Gözen Butik Hotel! Nilay’ın odasına el koymak üzere gidiyorum aslında ama onu bir gün daha fazla kalmak için gaza getirdiğimiz için bu romantik manzarayı paylaşacağız bir gece 🙂
img_3630k

Odaya bavulları attıktan sonra Gözen Cafe’nin terasına atıyoruz yine kendimizi hemen ve ilk gün yarım kalan sohbetimize kaldığımız yerden devam! Daha olan, olmayan, olası, olmayası aşklar konuşulacak, o-hooo. Ana eşlikçilerimiz deniz ve kahve 🙂
img_3634

Tüm çekiştirmeler, yorumlamalar bitince günlük Cafe del Mar keyif saatleri için çıkıyoruz Gözen’den. Del Mar’daki teyze bana “sen hep gel güzel gülüşlü kızım, senden sonra dolu insan geliyor” dediği için daha da çok gitmek istiyorum, ya gerçekten öyle oluyorsa ayayyy, olsun ve kazansınlar, diye ve bir de asıl ben onun gülümsemesinden enerji alıyorum diye 🙂 Çok romantik oluverip de baymayayım arada ama ben bu enerji olayının karşılıklı olduğuna inanırım hep… 🙂
img_3639k

Öğle yemeği sonrası bizimkiler denize giriyor. Ben hafif kırık hissediyorum diye zorlamıyorum hiç kendimi, sahilde yayılıp, paçaları sıvayıp çakıllarla oynuyorum.
img_3657k

Akşam yemeği için aynı ekip Gravilya‘ya gidiyoruz. Bitez’de, yeşillikler içerisinde bir tatlı restoran Gravilya.
gravilya-01-gezidil

Üşüyene kadar biraz terasta kalalım istiyoruz. Menü istiyoruz; gelen bunlar 🙂 Bayılıyorum bu tip tatlı, sıra dışı hareketlere!..
img_3710k

Kırmızı şarap olarak, Mert’in tavsiyesi üzerine yöresel Vinbodrum’u deniyoruz ve seviyoruz 🙂
gravilya-03-gezidil

Şarabımızın keyfine varırken gözlerimle etrafı karıştırıyorum; gözüme çarpan her detayda daha da çok seviyorum burayı!
img_4210k

Ve yemekler geliyor sırayla 🙂
Zeytinyağlıların hepsi inanılmaz lezzetli (yaprak sarma favorim oldu ama kereviz de müthiş idi)!  “Lena Hanım’ın mücveri” nefis. Avokadolu kroket ve falafeli de beğendim. Arnavut ciğeri harika ötesi idi! Hellim patlıcan ve karides böreği de çok lezzetli. İstisnasız her yediğim omm ummm aman Tanrım, dedirtti!..
gravilya-02-gezidil

Yemek boyunca üzerimden ısrarla uzunca süre inmeyen tombilikle selfie denemelerim aşağıda 😀 Mekan sahibi burayı ilk devraldığında, tombiliği hamile sanmış ve aylar geçip de doğuran olmayınca anlamış durumu; bizimki azcık “şişko” sadece :)))
img_3753r

Ana yemeklerin bitimiyle beraber şaraplarımızı alıp içeri kaçıyoruz şömine kenarına.
img_3776k

Tatlı olarak ıspanaklı pasta ve tiramisu deniyoruz. İkisinin de harika olduğunu söylememe gerek yok artık sanırım 😀
img_3773k

Çok hafiiiiif çakır halde dönüyoruz Bodrum merkeze 🙂

Asıl hedefimiz Karpuz; Bate çıkıyor bu akşam. Saat 1’den önce çıkmayacağı için öncesinde Marina Yacht Club’a uzanıyoruz. Yumuşak yumuşak Chan Chan çalıyor, bir Buena Vista sever olarak nefis aslında ama modumuz o değil bu akşam, şarkıyı bitirip ayrılıyoruz. Biraz dolaşıyoruz (ki ben o sırada telefondaki arkadaşıma Bodrum emlak piyasası hakkında bilgi veriyorum sorusu üzerine o saatte; alkolün herkeste etkisi farklı işte 😛 ). Amaaan, diyoruz sonra, başka bir yerde mayışana kadar direk gidelim Karpuz’a, zaten yarım saat kalmış Bate’nin çıkmasına. Birer soda alıyoruz önden (hafif çakır olan kafam daha ileri gitmesin diye yapıyorum ben bu hareketi, diğerlerini bilmem 🙂 ). İki sohbet vs, çıkıyor Bate, yihuuu.
img_3791k
Sahnesi harbiden yıkılan bir çocuk bu ya, diyoruz ama 3 şarkı sonra farkediyoruz ki bizde enerji yok bu akşam :))) Neye niyet neye kısmet, otele dönelim diye birbirimize bakıp ayrılıyoruz.

Gün 4 (Cumartesi):
Bu manzaraya uyanılan gün nasıl olabilir ki? Heee yoooo 🙂
img_3798krr
Nilay’la terasta kahvaltı sonrası o bavulunu toplayıp çıkış yapıyor, ben de tabi ki her sabahki gibi yürüyüşe!
Rotam bu kez Kumbahçe tarafı. Oradaki sokakları keşfetmek istiyorum.
Sabahın bu saatlerinin sakinliğini seviyorum galiba…
img_3808k

Kumbahçe biraz daha yokuşlu. İçime sinemiyor arka sokaklar. Çok insan yok ara sokaklarda, eşlikçilerim yine kedi ve köpekler 🙂
img_3993

Yokuşları ine çıka sokakları tarayıp, o taraftaki limanın öncesindeki belediye-spor-aletleri alanına gidiyorum. Buradaki aletlerde yalnız değilim, 50 yaş civarı iki hemcinsim ve tahminen 60’lı yaşlarda bir abi de var.
img_3818k

Dönüşte Akkan Beach Hotel’deki Mert’e merhaba deyip, sahile, çakılların üstüne iniyorum. Ayakkabılar ele, ayaklara özgürlük diyerek otele suyla oynaya oynaya, çakıl taşı bakarak dönüyorum.

Duş sonrası günlük Cafe del Mar ziyaretimi bu kez bilgisayarımla yapıyorum. Sinem gelmeden bir iki iş halledivereyim denize nazır.
img_3833k

Nilay gitti, Sinem geliyor, evet 😀 Bodrum’da yaşayacak olursam, sırf gelip gidenle bile yalnız kalmayacağımı hissediyorum :)) Lise arkadaşım olur Sinem, bu gece de oda eşlikçim o olacak.

Bikinisinin üzerine hafif bir şeyler giymiş, şıpıdık terlikleriyle hoplaya zıplaya geliyor 😀 Bir de benim 4 gün önceki montlu girişimi düşünüyorum :))) 4 günde 4 mevsim, heyt!..
O hemen denize atıyor kendini, ben saçları yeni yıkamışım, az oturayım istiyorum. Sonrasında biraz güneşte keyif yapıp Marina’ya doğru yürüyoruz. Minik bir ölçü işim var (hi evet, minicik bir mesleki olay kattım araya 😛 ), Sinem de eşlik ediyor.
Dipnot: Hatunun elimdeki tüm Bodrum fotoğrafları ya biraz çıplak, ya da tepinerek gülünen türden şantajlık olduğu için, kendisini burada görüntülü ifşa edemiyorum 😛

Bodrum sokakları daha cıvıltılı bugün. Belli ki hafta sonu her yer gibi burası da daha dolu.
img_3853k
O sırada düşünüyoruz, keşke bu gördüğümüz insanların üzerinde çip olsa, tam zamanlı burada oturanlar yeşil yansa mesela, arada iş için gelenler sarı, turistler kırmızı falan 🙂 Ay neyse, gider gelir görürüm işte önümüzdeki aylarda diyerek Japonlar’a bir iş daha yüklemiyorum. Çocukken yapmalarını umduğum “küçülünce cebe girip istediğim yerde düğmesine basınca büyüyen kaydırak” vs olayına hala el atmış değiller nitekim 😛

Gün batımı keyfi bugün Churchill‘de (Cafe del Mar’ın hemen yanında).
bodrum-gunbatimi-gezidil

İstanbul’dan sevgili İzzet’ciğimin arkadaşı Defne de eşlik ediyor bize. Defne 4 yıldır Bodrum’da yaşıyor, hikayesini anlatıyor bize. Çok da mutlu görünüyor burada. Kaleye karşı kadeh kaldırıyoruz, keyfimiz yerinde mi ne! 😀
Gülücükler eşliğinde batıyor gün 🙂
img_3879k

Sinem’i akşam yemeği için arkadaşlarının yanına Bitez’e uğurlarken, Mert ekleniyor bize ve Defne’nin tavsiyesiyle Ox Burger‘e gidiyoruz. Daha önce de ayrı ayrı birçok arkadaşımdan duyduğum bu burgercinin denenme vakti geldi, tataaaam.
İçli köfte ile bile kırmızı şarap içen bir model olarak, burgerime eşlikçim pek tabi bir kadeh şarap 🙂
img_3883k

Yemek sonrası ayrılıyoruz, otele gidip dinlenmek istiyorum biraz. Burger nefisti ama çok aç olmayan mide hepsini bitireceğim diye zorlandı mı nedir? :S Tabağımdakini illa bitirme huyum okul öncesi anneanneme uzanıyor. Tabağınızdakini bitirmezseniz nişanlınızın suratı sivilceli olur, demişti 😀 Tabi o yaşta nişanlı ne demek bilmiyorum, sivilce desek hiç haberim yok ama kötü bi şey gibi hissedip zorla bitirmeye çalışırdım. Hayır bilse, sonradan herkes gibi ben de sivilcelendim, sonrasında da en çok aşık olduklarımdan suratı sıvama sivilce izi olan vardı :))) Neyse, şimdi korkum yok 😛 ama travmalaaar travmalar, diyorum 😀 ve yiyorum.

Gece yarısı olmadan Sinem dönünce dibimizdeki Kule Bar‘a uğramak farz oluyor.
kulebar
Mamma mia, içerisi ne büyükmüş burasının (hiç denk gelip de girmemiştim, hayır)! Ve ne kadar çok insan var! Bir de bolca sigara dumanı olunca 20 dakika falan durabiliyoruz galiba, dışarı kısmına geçiyoruz daha sonra -ki müzik sesi burada da daha az değil! Oh sonunda cıstak cıstak cıstak olmayan pop, rock etc. diye mutluyum ama mide biraz kötü ve uyku var. Sinem’de de durum benzer olunca dönüyoruz tıpış tıpış otelimize 🙂

Gün 5 (Pazar):
Bu sabah farklı bir şey yapıyorum. Sinem’le terasta kahvaltı sonrası hedefim Yalıçiftlik. Otele 10 dakika yürüme mesafesindeki otogara gidip, yarım saatte bir kalkan Yalıçiftlik dolmuşuna biniyorum ve 20-25 dakika yol sonrası 10:30’da Yalıçiftlik sahildeyim. Ne mi yapacağım? Çakıl taşı toplayacağım 😀 Merkezdekiler hep küçük. Dolmuş şoförü nerede ineceksiniz diye sorunca ben de ona soruyorum: “nerede ineyim? taş toplayacağım:)”. Hiç şaşırmadığına göre bunu ilk yapan ben değilim 🙂 Bir de güzel tarif ediyor, aynı yerden binersiniz dönüşte, diyerek beni uğurluyor.
Çakıl taşı cennetine hoşgeldiiiiim 😀
dsbr4015k
Benden başka 3 grup var sahilde. Piknik modunda bir anne-baba-çocuk, balık tutan iki genç, biraz uzakta yine balık tutan 2-3 kişi daha. Tekli grup sadece ben 🙂 Hop, sıvıyorum kolları ve arama tarama çalışmalarım başlıyor! Birkaç saat takıldığım süre boyunca birkaç grup daha geliyor, arada giden oluyor. En bombası, sonlara doğru gelen iki çocuk (genç adam, pardon). O sırada ben oturmuşum, taşları düzenliyorum, onlara sırtım dönük. Aralarındaki sohbet:
-Abi, bu arılar da ne ya, duramam ben burada.
-Bu insanlar nasıl oturuyor? Onlara niye gelmiyor arı?
-Ben şu bayana soracağım (o ben 😀 ).
-Ne soracaksın ya?
-Arı neden ona gelmiyor onu soracağım.
-Saçmalama oğlum. Hem yalnız mı bakalım önce anlayalım, rahatsız olmasın.
-Yalnız galiba. Sormayayım mı diyorsun?
-…
Neyse, vazgeçip gittiler sonra ama inceliklerine baya bir gülümsedim… 🙂

Birkaç saat sonra geçen dolmuşa binip merkeze dönüyorum. Amma çok toplamışım, kollarım koparak giriyorum otele. “Taş mı taşıdın da yoruldun bu kadar?” desin birisi de ben de “evet” diye cevap vereyim istiyorum pis pis hihi 😛 :))))

Dönüşte, denizden yeni çıkmış Sinem’e ekleniyorum hemen bikinimle. Ve cup deniz! 🙂 Su nefis!!! En son Eylül’de girdiğim halinden minik bir tık daha soğuk ama girilemeyecek gibi falan değil hiç. Biraz yüzüp çıkıyorum, otelin karşısından aldığım peştemali çakılların üzerine yayıp güneşe bırakıyorum kendimi 🙂
img_3965k
Hava buzken geldiğim için, bikiniyi bavula sadece laf olsun diye atmış olduğumdan, beraberinde gereken peştemal, havlu türevi bir şey yoktu pek tabi yanımda. 10 TL’ye hallediyorum olayı, bu mevsimde 50 TL isteyecek değil herhalde, diyorum 🙂

Otelde duş sonrası Sinem’in uçağı öncesinde Marina’da batırıyoruz bu kez güneşi.
Ve sonrasında ilk yalnız kaldığım bu akşamda, bilgisayarımla el ele tutuşup Kırçiçeği‘ne oturuyoruz 🙂
img_3977k
Saç ıslak kalmasa iyiydi güneş gittikten sonra diyerek beliren hafif kırgın hali çorbayla tedavi etme niyetindeyim. Arada da minik bir çizim var halletmem gereken.

Çok geç kalmadan otele dönüp taş ayıklamaya girişiyorum. Torba torba taşın ne kadarı gidecek, şekilsizcelerden vazgeçiyorum, diğerlerini torbalara bölüp bavul içi organizasyon yapıyorum. Arada da nefis balkonumdan dışarıya bakıp “oh 🙂 ” diyorum mutlu mutlu.

Gün 6 (Pazartesi):
Son gün bugün ama yoo, hiç hüzünlü değilim. Sonuçta yakında tekrar geleceğimi biliyorum 🙂
Kahvaltı sonrası önce Marina yukarılarındaki eve gidip, ölçüm işimi tamamlıyorum. Sonrasında planda Kale‘yi gezmek var. Bodrum’a her seferinde 3-4 günlük deniz tatili için gelince, Kale’yi bir kez bile gezmişliğim olmadı, durumdan utanıp, kendisini hemen plana yerleştiriyorum.
img_4070k
O sırada Şule mesaj atıyor. Şule de 1.5 senedir Bodrum’da yaşıyor. İstanbul’u terk edeliyse daha uzun zaman oldu, Bodrum öncesi birkaç yıl da Cunda’da yaşadı. Yeni kitabı çıktı taze taze, aramızda küçük bir imza töreni düzenleyeceğiz 😀 Öncesinde Kale’de buluşup beraber geziyoruz.
Ben süresi geçmiş olan Müzekart‘ımı atıp yeni kart alıyorum. Onu alırken (+) olanı almanızı tavsiye ederim, 10 TL farkla bir müzeye dilediğiniz kadar gir-çık yapabiliyorsunuz, hem de İstanbul Modern ve Pera Müzesi’ne senelik birer defa bedava giriş hakkı gibi bonusları var.

Müze bahçesindeki dükkanlar kapalı sezondan dolayı ama kahve içmek için bir cafe mevcut idi (hoş gerçi Sinem bir gün önceki ziyaretinde kapalı olduğunu söylemişti, en iyisi siz yanınızda su ile gidin 🙂 ).
img_4068k
Öğlen 12-13 arası bazı salonlar kapalı (sanırım bu da sezondan dolayı az insan çalışması ile ilgili) ama çok dert etmiyoruz, her geldiğimizde birazını gezeriz, Müzekart(+)larımız elimizde, heyt 😀

Amphoraları seyrediyoruz önce biraz.
amphoralar-gezidil
Bilmeyenler için amphora: kilden yapılmış, iki kulplu, sivri dipli testi (müzeden aldım tanımı canlı canlı). Antik devir ticaretinde şarap, zeytnyağı, kuru gıda maddeleri taşınmasında ve depolanmasında kullanılıyorlarmış.

Turist-pozu olmadan kale mi gezilirmiş! Kalede çalgı çengi :))
img_4247

Bodrum’u kuş bakışı seyrederek tırmanıyoruz merdivenlerden.
img_4119k

Kale dibi nefis görünüyor yukarıdan!
img_4117k

Yılanlı Kule, Zindan, vs.de biraz takıldıktan sonra, saat dolayısıyla kapalı olan salonları detaylı gezme işini bir sonraki sefere bırakarak çıkıyoruz. Çıkışta yine bir İstanbul’lu arkadaşım var limandaki cafede (yakında herkescikler Bodrum’a mı taşınacak nedir?:)))  5 dakika yanlarına uğrayıp, La Pasion’a doğru yürüyoruz.

Süper sempatik, zarif ruhlu bir İspanyol La Pasion 🙂 Tüm detaylarda bunu hissettiriyor. Öğlenleri fiks menü var; hepsi birbirinden leziz çorba, asma yaprağında levrek ve tatlı için kişi başı toplam 19 TL verdik! Kahve de ikram 🙂
img_4248

Yemek sonrası Şule büyük emekler sonunda geçtiğimiz günlerde yayınlanan kitabını imzalıyor bana: “Yeni Bir Dünya Mümkün“.
suleilekitapppp

Tekrar görüşene kadar sevgiyle kal, aşkla kal Bodrum! 🙂
img_4161