Etiket arşivi: Scotland

Günübirlik GLASGOW

İskoçya’nın en büyük kenti Glasgow. Turistik açıdan çok cazip bir şehir diyemeyeceğim (Edinburgh gibi, sokaklarında dolanırken “ayayayyyy çok güzeeel, hiiiii nefiiis” gibisinden sesler çıkarttırmıyor insana) ve fakat yine de sempatik 🙂 Daha “büyük şehir” hissi var. Edinburgh’da kalırken sabah gidip akşam döndük ve tam dozunda yetti bize – şehri şöyle bir görmek, biraz alışveriş ve biraz da keyif yapmak için. Araya birkaç müze karıştırmak isterseniz de yine de yeter.

Hafta içi sabahları her 20 dakikada bir tren var Edinburgh’dan Glasgow Queen Station’a (ki bizim gibi günübirlik giderseniz Main Station’ı pas geçip direk Queen Station’a gitmenizi tavsiye edeceğim; şehrin en civcivli yerinde inmiş oluyorsunuz). Edinburgh’da ilk durak olan Waverley Station’dan bindik trene; oteldeki tatlı resepsiyonist teyze bize daha yakın olan Hay Station ikinci durak olduğu için yoğun saatlerde yer kalmayabileceğini söyleyince onu dinleyelim, dedik. Hoş gerçi hiç kalabalık değildi tren ama daha popüler saate denk gelen olursa ben söylemiş olayım 🙂

Bilet fiyatları güne ve saate göre değişebiliyor; biz gidiş-dönüş üç kişilik grup bileti için toplam 25 pound ödedik.
img_1677

Trende ücretsiz internet var. Harika çalışmıyor ama harita download etmeme falan yetti.

50 dakika sürüyor yol. Bunun 20 dakikasını makyaja ayıran çapraz koltuk komşum aşağıda 😛Processed with Snapseed.

İstasyondan çıkınca gayet kalabalık George Square‘desiniz. Biz (geri gelmek üzere) buradan sola dönüp, biraz yürüyüp bir arka paralel olan Cathedral Street‘e geçtik – katedralden başlayalım turumuza, dedik 🙂 Sağlı sollu kuru üniversite binalarıyla bayağı sıkıcı görüntülü bir cadde bu :\

img_0407k
Cathedral Street (Katedral Caddesi)

Katedrali görünce gözümüz gönlümüz hoş olup içimiz açılmaya başladı 🙂
glasgow-cathedral-photo-by-gezidil
7.yy’da Strathclyde Britanya Krallığı’nın ilk piskoposu olan Aziz Mungo’nun burada gömülü olduğu söyleniyor. Tahmini 12.yy sonlarında buraya katedral yapımına başlanmasının sebebi de bu. High Kirk of Glasgow ve St.Mungo’s Cathedral olarak da bilinen Glasgow Cathedral, günümüzde işlevini devam ettiren bir kilise.
Giriş ücretsiz.
Ziyarete açık olduğu saatler:
Ekim-Mart: Pazartesi-Cumartesi 10:00-16:00, Pazar 13:00-16.00.
Nisan-Eylül: Pazartesi-Cumartesi 9:30-17:30, Pazar 13:00-17:00.
glasgow-cathedral-photo2-by-gezidil

Katedral ziyaretimiz sonrasında Castle Street‘den aşağı yürüdük, ileride ad değiştirip High Street oluyor bu cadde. Aşağıdaki muhteşem duvar buradan!
glasgow-streetart-01-photo-by-gezidil
Ressamı: Smug diye de bilinen Sam Bates- Glasgow’da yaşayan Avustralyalı bir graffiti sanatçısı. Tasvir edilen de, öğrenciler tarafından taşlanarak yere düşüp hareketsiz kalan kuşu yerden alıp seven (Aziz) Mungo hikayesi. Öldü diye düşünülen kuş bunun üzerine uçuyor ve bunu gören halk olayı “mucize” olarak adlandırıyor.

George Street‘e dönünce cıvıltı başladı yavaştan. Hem insan cıvıltısı, hem de annemin demesiyle “oh bizim güzel binalar başladı” :))
img_0439r

Ve bundan sonrasının çoğunluğu alışveriş, etraf seyir, kahve ve yemek oldu bizim için 🙂 Dedim ya, çok turistik bir yer değil Glasgow. Queen Street, Argyl Street arşınlandıktan sonra St.Enoch Alışveriş Merkezi de şöyle bir turlanıp temiz, güzel tuvaletlerinde ihtiyaç molası verildi. En sevdiğimiz caddesi yemek sonrası girdiğimiz Buchanan Street oldu; zaten en hareketlisi de bu galiba. Üzerinde Michael Kors, The North Face, vs mağazalar ve cafeler var; trafiğe kapalı bir cadde.Processed with Snapseed.

Cadde üzerindeki Starbucks’da cadde seyirli bir kahve molası verildi. Gözüme takılan en bomba ikili aşağıda 🙂Processed with Snapseed.

Caddede yürürken kafanızı sağdaki soldaki küçük sokaklara uzatmayı da atlamayın, aşağıdaki gibi tatlı görüntülerle karşılaşabiliyorsunuz 🙂Processed with Snapseed.

Buchanan Galleries, Sauchiehall Street ve civarı da arşınlandıktan sonra kısa bir yemek molası verilip 20:00 treniyle dönüldü Edinburgh’mıza 🙂

Detaylı rehber olarak kullanabileceğiniz EDINBURGH gezi yazım için lütfen tıklayın.

Başka gezilerde görüşmek üzere 🙂

 

Queensferry, İskoçya

Queensferry  Edinburgh’nın 13 km batısında, Forth nehri kıyısında, Forth Otoyol Köprüsü ile Forth Demiryolu Köprüsü arasında konumlanmış, mini mini bir kasaba. North Queensferry’den (Kuzey Queensferry’den) ayırmak için South Queensferry (Güney Queensferry) de deniyor.
queensferry-harita-gezidil

Her iki kasaba da ismini 11.yy’da Kraliçe Margaret’in (Queen Margaret)  kurdurttuğu feribot (ferry) servisinden alıyor. 1964’de otoyol köprüsünün yapılmasına kadar kullanılmış feribot.

queensferry02-photo-by-gezidil

Edinburgh, Shandwick Place’deki otelimizin önünden kalkan otobüsle yaklaşık 20 dakika sürdü gelmemiz. Aslında 40a numaralı otobüs direk kasabanın içine gidiyor ve fakat biz biraz boş bulunup Forth Road Bridge’e (Forth Otoyol Köprüsü’ne) varmadan çok az önce yol üstünde bırakan X55’e bindik. İndiğiniz yerde karşıya geçip bir 5 dakika yürüyorsunuz, dedi şoför. Dedi ama aşağı inişi bulana kadar 40 takla atacağımızı bilemedik :))

img_5591k
Otobüsten bu köprünün biraz gerisinde indik; kasaba fotoğrafın sağ tarafında altta kalıyor

Alt geçitten yolun öbür tarafına geçmeyi becerdik kolayca da sonrasında aşağı inişi bulamadık bir türlü. Nihayet ileri geri yürüyerek soracak bir iki amca bulduk da bizden gizlenen alt geçit inişini yakaladık; köprünün hemen başlangıcında imiş 😛

Aşağı inip yönümüzü kasabaya doğru çevirerek Morrison Gardens Sokağı’na saptık ve iki-üç katlı konutların arasından yürüdük kısa bir süre. Es kaza hapşursak, kasabada deprem etkisi yaratabilirdik, o denli sessiz 🙂 Arada scooter ile evine dönmüş bir ufaklık ve yürüyen bir başkasını gördük hayat belirtisi olarak 🙂
img_5595k

Yürüdüğümüz yolu dik kesen The Loan’a gelince karşımıza çıkan kilise Queensferry Bölge Kilisesi.
img_5598r
Burdan sola, nehre doğru ilerledik.

Kasabada ortalama yaşı 80 gibi saptadık 😀 Tatlı tatlı gülümseyen bir dolu pamuk nine & pamuk dede dolu sokaklar 🙂
queensferry01-photo-by-gezidil

Kahve molası için High Street üzerindeki Jitter Bean Cafe‘ye oturduk.
jitterbeancafe3
İki tatlı genç kadın tarafından işletilen cafede direk evde gibi hissediyorsunuz kendinizi. Merhaba demek için gözünüzü kollayan sempatik dede ve nineler yine etrafta 🙂
Ev yapımı tartlarından da aldık ortaya. İskoçya’daki bu 3.günümüzde, her şeyin yanında servis edilen tereyağına alıştık artık 😉
jitterbeancafe4

Aynı caddede karşı sırada, karıştıracak bir ev dekorasyon mağazası bulduk burada da kendimize :))
queensferry-interiors

Yine aynı caddedeki Black Castle, Queensferry’nin en eski tarihli binası; yapım yılı 1626.
queensferry03-photo-by-gezidil

High Street’den nehir tarafında sağa doğru baktığınızda görünen Forth Demiryolu Köprüsü‘nün yapımına 1883’de başlanmış, 7 yıl sürmüş tamamlanması.
img_5590kr

Mini turumuz sonrası Priory Kilisesi karşısındaki duraktan 40a numaralı otobüse binip döndük Edinburgh’ya. Tek yön 3.30 pound/kişi.

img_5635kr
Pamuk nine ve dedelerin yanında ufak çocuklu genç kadınlar da gördük arada 🙂

* Detaylı rehber olarak kullanabileceğiniz EDINBURGH gezi yazım için lütfen tıklayın.

Başka gezilerde görüşmek üzere 🙂

EDINBURGH

birlesik-krallik-harita
5 gece Edinburgh kalmalı, Edinburgh-Glasgow-Highlands turumuz 11.Eylül Pazar sabahı THY’nin 7:20’de İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan kalkan uçağı ile başladı. Yaklaşık 4 saat uçuş sonrası indiğimiz havaalanında süper sempatik bir İskoç pasaport görevlisi tarafından karşılanarak dakika birden nefis bir enerjiyle başladık gezimize! 🙂 Pasaport, bavullar vs derken Edinburgh saati ile 10:20 gibi (Türkiye saati ile 12:20) çıktık havaalanından. Binadan çıkar çıkmaz sola dönüp 3-5 adım attığınızda Airlink otobüslerini göreceksiniz durakta. Bilet satın alıp hangi otobüse bineceğinizle ilgili yönlendirebilecek görevlinin olduğu kulübe var durağın hemen yanında. Durakları gösteren ufak bir harita da veriyor görevli. Tek yön merkeze gidiş 4.5 pound/kişi. Gidiş-dönüş alırsanız 7.5 pound; biz dönerken karar verelim diye almadık dönüşü. Trafik durumuna göre 20-30 dakika sürüyor yol.
airlink-harita-gezidil

İskoçya’nın 1437 yılından beri başkenti Edinburgh. Glasgow’dan sonra da ülkenin ikinci büyük kenti.
edinburgh-13-photo-by-gezidil-r

Edinburgh yazılıp “Edinbra” diye okunuyor kendisi. Gittim, geldim, hala da tam alışabildim mi emin değilim bu telaffuza :))

KONAKLAMA:
Edinburgh yaya olarak gezilesi bir şehir o yüzden tavsiyem “merkezde kalın” 😉
Royal Mile’ı (kaleden başlayıp Castlehill, Lawnmarket, High Street, Canongate olarak devam eden cadde) Old Town (eski şehir) merkezi, Princes Caddesi’ni de New Town (yeni şehir) merkezi gibi düşünerek, bu ikisine yakın olmaya çalışın. Biz Princes Street’in batı ucunda (yani kalenin hemen batısında) Shandwick Place’de bir otelde kaldık. Lokasyon olarak şiddetle tavsiye ederim; bir kolumuz yeni şehir, bir kolumuz eski şehir idi. Waverley Station’a yakın bir yerde kalırsanız da Glasgow’a vs giden trenin ilk istasyonuna yakın olması açısından pratik olabilir böyle bir günübirlik gezi düşünüyorsanız.
citycentremap-ed

ŞEHİR İÇİ ULAŞIM:
Bol bol yürümeye hazırlıklı olun, diye tekrar edeyim 🙂 Edinburgh yürümek isteyeceğiniz bir şehir gerçekten. Kaldığımız süre içerisinde şehir içi ulaşımda ful yürüdük biz; sadece 20 dakika mesafedeki Queensferry’ye gitmek için otelin önünden otobüse bindik. Biletleri direk otobüste satın alabiliyorsunuz, tabi bunun için bozuk para bulundurmak pratik olacaktır.

GEZMEYE NEREDEN BAŞLAMALI:
Ben nereye gidersem gideyim, önce en civcivli caddesinde, sokaklarında bir yürüyeyim, isterim; şehri şöyle bir hissedeyim. Sonrasında planda ne varsa bakılır. Edinburgh için bu başlangıç noktası bence kesinlikle Royal Mile.Processed with Snapseed.

Royal Mile (Kraliyet Yolu), Edinburgh Kalesi’nden başlayıp, Holyroodhouse Sarayı’na kadar devam eden yaklaşık 1.5 km uzunluğundaki caddeye deniyor. Ve fakat haritanızda “Royal Mile” diye bir cadde aramayın, 4 ayrı isimdeki caddenin birleşiminden oluşuyor aslen: Castlehill, Lawnmarket, High Street ve Canongate. 16.yy’da bu işlek cadde Royal Mile ismiyle bilinmeye başlamış çünkü burası kaleden Holyrood’a giden kraliyet ailesinin kullandığı yol imiş.

royal-mile-map-gezidil

Kalenin yamacından yürüyerek Lawnmarket’tan Royal Mile’a attık biz ilk gün kendimizi ilk iş olarak.
vlrs4038

img_9829k

Bu Royal Mile’a her gün bir uğranacak muhtemelen zaten, o yüzden panik yok, üstündeki her şeyi aynı günde halletmeye çalışıp stres olmayın 🙂 zira gerçekten çok şey var görecek üstünde.
edinburgh-26-photo-by-gezidil

Biz bir boy yürüyüp öğle yemeği için bir pub seçip oturduk.
img_9740

İlk yemek için illa İskoç İskoç bir şey denenecek pek tabi 🙂 Haggis, geleneksel yemeklerinden bir tanesi. Kuzunun kalp, ciğer gibi iç organlarından yapılan bir yemek. Geleneksel yapımı: bu iç organlar üç saat kaynatıldıktan sonra yağı ayıklanıp, geriye kalan bölüm ezilerek kıyma haline getiriliyor; yulaf ezmesi, soğan, mevsim sebzeleri, baharat ve salça eklenip karışımın tamamı kuzu işkembesine (veya modern çağda artık genelde yapay keseye) dolduruluyor. Doldurulmuş torba birkaç saat ağır ateşte pişiriliyor ve sıcak sıcak masaya getiriliyor. Geleneksel olarak neep ve tattie (patates ve şalgam ezmesi) ile servis edilir diyordu okuduğum yerlerde ve fakat bizimkinin yanında havuç ve brokoli vardı 🙂
img_9746kr-k

Şansımıza senede 1 gün kutlanan bir gösteriye denk geldik: “Riding of the Marches”. Royal Mile’ın bir bölümünde araç trafiği kesilip, bando takımları ve atlılarla şenlendi cadde. Processed with Snapseed.
1513 Flodden Savaşı’nın ardından, şehirdeki düzeni korumakla görevli bando takımının şehre üzücü yenilgi haberiyle dönüşünün canlandırılması imiş izlediğimiz gösteri.edinburgh-07-photo-by-gezidil
Tarihteki ilk kayıtlı “Riding of the Marches” geçiti 31 Ekim 1579’da imiş. 1583’e kadar düzenli olarak Ekim sonu Halloween’de (Cadılar Bayramı’nda) yapılmış. Sonraki 21 yıl 4 Aralık’ta yapılmış. Devamında 1718’e kadar yine Halloween’de yapılmaya başlanmış. 1946’da savaşın bitişini ve barışı kutlamak için özel bir geçit yapılmış. 2009’dan bu yana da her yıl Eylül ayında yapılıyormuş.Processed with Snapseed.

Processed with Snapseed.

Kaleden başlayarak Royal Mile üzerinde görülecek yerleri sırayla anlatayım ben, siz hangisini ne gün yaparsınız seçersiniz 🙂

Edinburgh Castle
(Edinburgh Kalesi) ile başlıyorum ve fakat aslında biz kaleye ikinci gün girdik; girince birkaç saat kalacağımızı göz önünde bulundurup ilk gün ful sokaklarda olmak istedik. Şehrin ne tarafına giderseniz gidin görüyorsunuz zaten kaleyi, 2./3. güne bıraksanız da atlamazsınız 🙂
img_9729k

Her gün saat 9:30’da açılıyor.  1.Nisan-30.Eylül arası kapanış 18:00 (son giriş 17:00), 1.Ekim-31.Mart arası kapanış 17:00 (son giriş 16:00). 25-26 Aralık’ta kapalı, 1.Ocak’ta 11:00-17:00 arası açık. Giriş ücreti yetişkin 16.50 pound; 60 yaş üstü 13.20 pound; 5-15 yaş arası çocuklar 9.90 pound; 5 yaş altı çocuklar için giriş ücretsiz.

img_5522kk-r
Kaleye ilk olarak Gate House isimli kapıdan giriyorsunuz. İçeride kale avlusu var. Buradan da Portcullis Gate (Portcullis Kapısı) ile devam ediyorsunuz içeriye.

edinburgh-kale-6-photo-by-gezidil
anne & baba 🙂

Argle Battery bölümü, Portcullis Kapısı’ndan geçtikten sonraki bölüm. Yan yana duran 6 adet top var. Bakalım nereye çevrili ucu diye bir bakış attım birinin üzerinden 😉
edinburgh-kale-2-photo-by-gezidil

Kale içerisindeki diğer bazı bölümler:
One O’clock Gun:
Pazar günleri hariç her gün öğlen saat 1’de top atışı var. 1861 yılına dayanıyor geçmişi; denizcilerin saatlerini ayarlayabilmeleri için yapılan bir şeymiş bu ateşleme.
National War Museum
(Ulusal Savaş Müzesi): İskoçya’nın geçirdiği savaşların hikayesini anlatan bir müze. Biz çok kısa bir girip çıktık sadece.
Governor’s House: Eskiden kale komutanı/yöneticisi kalırmış. Halka açık değil.
Half-Moon Battery: Kalenin doğu tarafında, ana girişin üstünde yer alıyor. Günümüzde burada bulunan toplar, 1810 Napolyon Savaşları sırasında yapılmış.
Mon’s Meg: 6.6 ton ağırlığındaki top, 1457’de II.James’e, karısı tarafından akrabası olan Burgundy Dükü Philip’in armağanı imiş.
St.Margaret’s Chapel: 1130 yılında I.David tarafından yaptırılıp annesi kraliçe Margaret’e adanıyor. Bugün evlilik ve vaftiz törenlerinin gözde mekanı.
Royal Palace: İskoçya’nın kraliyet mücevherlerine ev sahipliği yapıyor. 1.doğumgününde kral ilan edilen James VI burada doğmuş.

Processed with Snapseed.

Kaleyi terk etmeden önce, girişin solundaki duvarda yer alan küçük bronz çeşme Witches Well; 1479-1722 yılları arasında cadı olduğu söylenen kadınların kazığa bağlanarak yakıldığı yer. Cadı olarak damgalanan kadınlar, elleri ayaklarına bağlanarak (ve genelde de üzerlerine ağırlık konulup) şimdiki Princes Street Gardens’ın olduğu yerdeki suya atılıyorlarmuş, dibe çöküp boğulurlarsa masum oldukları anlaşılıyormuş, yüzeyde kalırlarsa cadı olduklarına kanaat getirilip yakılıyorlarmış. Yani cadı olarak damgalandıktan sonra uçarı kaçarı yok, final ölüm.

The Scotch Whiskey Experience:
Kale çıkışında hemen sağda.Viskinin yapılışı ve tarihi ile ilgili görsel-işitsel tur sonunda viski tadımı yapıyorsunuz. 3-4 tip bilet mevcut; biz 50 dakikalık olan Silver turu seçtik babamla; yetişkin 14.50 pound, 60 yaş üstü 12.50 pound. Anne viski hikayesi yerine civardaki ufak mağazalarda dolanmayı seçti 🙂
Varil şeklinde iki kişilik oturma ünitelerine yerleşiyorsunuz sırayla. Her varil için dil seçeneği soruyorlar (Türkçe seçeneği yok, hayır), sizin varil dönerek hareket edince bir sonraki varil grubunu oturtuyorlar. Yol boyunca görsel ve işitsel anlatım var viski hakkında.
edinburgh-14-photo-by-gezidil

Ekipteki tüm varil grupları turu bitirince, topluca bir diğer odaya geçip, viski yapımında kullanılan arpa vb. malzemeleri görüp dokunabiliyorsunuz.
swe-gezidil

Tur sonundaki viski tadımı için U şeklinde bir masaya oturuyorsunuz. İskoçya’nın 4 bölgesinde üretilen viskiler konusunda bilgi veriyor önce rehber. Elinizdeki kartta da 4 bölge için 4 ayrı koku mevcut. Hepsi konusunda bilgilendirme yaptıktan sonra sıra tadıma geliyor, hangi bölgeninkini tatmak istiyorsanız, boş bardağınızı o renkli yuvarlağın üzerine koyuyorsunuz. (Bardak sizinle gelecek eve sonrasında, iyi davranın 😛 ). Ben Highlands viskisi tattım, babam Speyside bölgesi viskisini denedi. Benimki fena değildi, babamınkinden yarım yudum alabildim, bu viski olayı bana biraz sert zaten sanki 🙂
swe-viskitadim-gezidil

Tadım sonrasında hep beraber bir odaya geçip bir dolu malt ve harman viskileri görüyoruz şişeler içerisinde camekanların arkasında. İsteyen daha sonra mağaza bölümünden satın alım yapabiliyor.
swe-whiskeybottles

Camera Obscura and World of Illusions:
Biz buraya girmedik. Bir dizi mercek ve prizma ile kentin canlı görüntüsünü ekrana yansıyormuş. Mevsime göre sabah 9-10 gibi açılıyor, kapanış da 18-21 arası. Giriş ücretli.

Gladstone’s Land:
17.yy’da zengin bir tüccarın evi imiş. Girdiğinizde ilk olarak hediyelik eşya vs satılan dükkan bölümü var.
img_9832k

Hediyelik eşya konusunda hiç acele etmenize gerek yok bu arada, Old Town’un her köşesinde bool bol yer göreceksiniz bunun için. Yün/kaşmir atkı ve tereyağlı bisküvi en çok satılanlar.
Bir de erkeklere kilt var ilgilenirseniz. Tabi iğnesi, dize kadar yün çorabı, bele takılan çanta/torbası ile beraber 🙂
img_5362k
Günümüzde düğün, vb özel günlerde giyilen bu etekler aile/klan ilişkilerini de gösteren bir statü sembolü aynı zamanda. Her aile/klanın farklı bir kumaş deseni varmış.

Writers’ Museum:
Ünlü İskoç yazarların (Robert Burns, Sir Walter Scott ve Robert Louis Stevenson) el yazmaları ve kişisel eşyaları görülebiliyor. Giriş ücretsiz. Biz es geçtik. Lady Stair’s House binasında müze. Lady Stairs Close’da.

Close (geçit) demişken.. Royal Mile üzerinde ilk dikkatimizi çeken şeylerden bir tanesi de bu geçitler oldu. Adım başı var denebilir. Arkadan ne çıkacak diye hepsine kafasını uzatası geliyor insanın 🙂
closes-royalmile

St.Giles Kilisesi:
Protestan reformcu John Knox’un görev aldığı kilise. Giriş ücretsiz.Processed with Snapseed.

Kilisenin hemen yanıbaşındaki Parliament Square’de yerde Arnavut kaldırım taşlarından yapılmış bir kalp şekli göreceksiniz; Heart of Midlothian deniyor buna. 1817’de yıkılan eski paralı geçiş alanının olduğu yermiş bu nokta. Aynı zamanda hapishane, idam yeri ve idari merkez imiş burası. Mahkumlar serbest bırakıldıklarında bu noktadaki kapı eşiğine tükürerek işaretlerini bırakırlarmış. Bugün de insanlar bu kalbe “iyi şans” için tükürüyorlar.
img_5740k

St.Giles Kilisesi ile High Street arasında yer alan mahkemelerin girişi Mercat Cross. 14.yy’da buraya dikilen ilk haç, pazar yerinin merkezini gösteriyormuş ve halka yapılan kraliyet duyuruları için de bir bölüm varmış. Burası aynı zamanda idamların yapıldığı alanmış. 1756 yılında dikilen bugünkü haç, Old Town yürüyüş turlarının başlangıç noktası.

Cockburn Street:
High Street’ten Waverley Bridge’e doğru uzanan ufak, tatlı bir sokak.
Ivır zıvır ev aksesuarları karıştırmayı seven varsa aşağıdaki mağazayı not etsin 😉
cockburnstreet

Museum of Childhood (Çocukluk Müzesi):
Geçmiş zamandan çocuğa dair birçok şey var: oyuncaklar, oyunlar, çocuk kıyafetleri, vs.
Pazartesi-Cumartesi 10:00-17:00, Pazar günleri 12:00-17:00 arası açık. Giriş ücretsiz.

Royal Mile’ın St Mary’s Street ile kesiştiği noktada yol Canongate adını alıyor. Burası, eski Edinburgh kasabası ile Canongate denilen komşu kasabanın sınırıymış. Canongate’de Holyrood Sarayı’na hizmet eden kraliyet mahkemesi üyeleri ve aristokratlar yaşıyormuş. İki kasaba 1856 yılında birleşmiş.

Canongate Tolbooth:
Tarihi 1591’e dayanan yapı, geçiş ücretinin alındığı yer olmasının yanı sıra, mahkeme ve meclis binası olarak da hizmet veriyormuş.
img_9762k

Museum of Edinburgh (Edinburgh Müzesi):
Tolbooth’un karşısında yer alan müzede yerel tarihi sergiler var. Giriş ücretsiz.
Müzenin simgesi olan tahtırevan, bir zamanlar soyluların gözde ulaşım araçlarından biriymiş. 18.yy’da tahtırevanlar kentte bugünün taksileri gibi hizmet veriyormuş.
img_5260-k

Holyroodhouse Sarayı:
Kraliyet ailesinin İskoçya’daki resmi konutu. Her gün 9:30-18:00 arası ziyarete açık; kraliyet ailesi konutta iken ziyarete kapalı. Giriş ücretli.

Arthur’s Seat:
Edinburgh’yı tepeden gören bir volkanik tepe. Tepeye ulaşmak için bayağı bir yol yürümek gerektiğinden ve şehri tepeden görmek yerine enerjimizi ve vaktimizi sokaklara harcamak istediğimizden çıkmadık biz.

Old Town’a devam………
GRASSMARKET:
edinburgh-16-photo-by-gezidil
Edinburgh Kalesi’nin güney tarafındaki bu alan, 1477’den bu yana çiftçilerin pazar yeri olmasının yanı sıra bir zamanlar idamlara da sahne oluyormuş.

img_5482k
1600’lü yıllarda idam edilenlerin anısına yapılan anıt

Greyfriar’s Kirk:
Haftaiçi 10:30-16:30 arası halka açık. Pazarları saat 11’de pazar ayini var, 12:30-13:30 arası da Gaelic ayini.
Kilise 1620 yılında kurulmuş (reformdan sonra açılan ilk kilise). Oliver Cromwell’in kenti ele geçirdiği 1650’ler boyunca kışla olarak kullanılmış. 1845’de yaşanan yangında büyük zarar görmüş ve 1938 yılında restore edilerek bugün gördüğümüz haline kavuşmuş.
Bahçesi 1562’den beri mezarlık olarak kullanılmakta. Zamanında Grassmarket’ta asılanların çoğu buraya gömülmüş.
img_9887rk

Greyfriar’s Bobby:
Ölen sahibi John Gray’i, 2 yaşından 16 yaşındaki kendi ölümüne kadar mezarı başında beklemesiyle ünlenmiş Skye Terrier. 1858 yılında sahibi ölünce, Bobby kiliseye kadar cenaze kortejini takip etmiş ve sonraki 14 yılda sadece yakındaki bir yerde yemek yemenin dışında mezarın başından ayrılmamış. Ölünce kilisenin mezarlığına gömülen, sevgi ve sadakati ile Edinburgh şehrinin simgesi haline gelen köpeğin ölümünün ertesi yılında, anısını yaşatmak için bir heykel ve çeşme yapılmış.Processed with Snapseed.

Hazır bu civarda iken bir turist olarak George IV Bridge üzerindeki The Elephant House‘da bir kahve içmeyi atlamayın 😉 J.K.Rowling’in Harry Potter’ı yazdığı cafe olması ile ünlü.
edinburgh-18-photo-gezidil

National Museum of Scotland (İskoçya Ulusal Müzesi):
Her gün 10:00-17:00 arası açık. Giriş ücretsiz.
İlk girişte “The Millennium Clock” (Milenyum Saati) ile karşılanıyorsunuz. 20.yy insanının acı çekmesini anlatan kule heykel. En alt bölümde renkli bir Mısır maymunu, eski bir ruhu hapsetmiş olan tekerlek ve dişlileri çeviriyor. Orta kısımda zaman, ilerleme, savaş, politika, inanç ve hayal kırıklığının tekerlerinde kapsolmuş insanoğlu tasvir ediliyor. Lenin, Stalin ve Hitler figürlerinin üzerinde sallanan sarkaç, dışbükey bir ayna ile ölüm figürünü destekliyor. Çan kulesindeki ayin ile hayat ve ölüm çemberi sembolize ediliyor. Kulenin tepesindeki Pieta (ölmüş İsa’yı kucağında taşıyan Meryem figürü), insanlık için yas tutma ve merhameti sembolize ediyor.
mt-edinburgh

Dünya üzerindeki jeolojik değişimlerin kaya ve fosil sergileriyle anlatıldığı 3-4 milyar yıl öncesi de var müzede, İskoç tarihinden kesitler sunan parçalar da.
Ben zürafa, fil vs hayvan maketlerini dikizlerken annem 5 duyu kontrolünde idi 🙂
nm-edinburgh

Çocuklar için olan odaya bayıldım! Çok eğlenceli, öğretici, yaratıcı aktivitelerle dolu.
natmus-cocukalani

img_9936k
National Museum penceresinden sokak görünümü

Victoria Street:
img_9940k

Bir öğle yemeğini Victoria Street üzerindeki  Maison Bleue’da yedik; sempatik dekorasyonlu bir mekan olmakla beraber yemeklerini öneremeyeceğim. Annemin istediği makarna vıcık vıcık yağlı idi, babamın tavuğu da keza öyle. Ben kuzu burger yedim, o OK idi ve fakat yanındaki patates kızartmasının üzerinde bir haftalık tuz ihtiyacım vardı 🙂 Menü yeni değişmiş dedi süper şeker garsonumuz; keşke değişmeseydi diyesim geldi. Arada bir İskoç birası daha denenmiş oldu: Innis & Gunn; ben sevdim.
mb-edinburgh
Dipnot: Edinburgh’da bu ve birçok restoran öğlen 12:00’de açılıyor.

NEW TOWN (Yeni Şehir):
Edinburgh’da şehre yapılan göçler ile artan nüfus 18.yy’da sağlıksız yaşam koşullarına sebep olmuş. Old Town (Eski Şehir) bölgesinin yerleşim alanı ve kanalizasyonları ihtiyacı karşılayacak kapasitede değilmiş. Yeni bir yerleşim alanı planlamak şart olmuş ve nihayet 1766 yılında proje hazırlanmış. İlk inşa edilen binalar, biraz gelişigüzel yapılmış ama 1782 itibarıyla New Town bölgesi daha planlı bir şekilde genişlemeye başlamış. Bugün New Town sokakları, George dönemi mimarisinin güzel örnekleri ile dolu.
edinburgh-29-photo-by-gezidil

Princes Street:
Londra’nın Oxford Caddesi’ne benzetilen cadde bence Oxford Street’ten daha iç açıcı 🙂 Bir tarafında Oxford Street’dekilere benzer mağazalar (Primark, Marks & Spencer, vs) var iken diğer tarafında boylu boyunca uzanan park (Princes Street Gardens) rahatlatıyor caddeyi. Eski bataklık Nor Loch’un bulunduğu yerde şimdi bu büyük park.

img_5708k
Princes Street’in bir tarafında boylu boyunca uzanan park: Princes Street Gardens

Princes Caddesi üzerinde ilerlerken en dikkat çekici bina, parkın içerisinde yükselen Scott Monument. 61 metre yükseklikteki anıtın gölgesinde, romancı Sir Walter Scott ve sadık köpeğinin heykeli var.
scott-edinburgh

Princes Gardens’ın batı ve doğu olarak ayrıldığı noktada National Gallery of Scotland (her gün 10:00-17:00 arası açık, giriş ücretsiz) ve Royal Scottish Academy var.

Şehrin çeşitli caddelerinde karşınıza çıkacak banklardan bir çoğunda isim göreceksiniz. Bunlar ölmüşlerin anısına bağış yapılmış banklar. Aralarında savaş gazileri olduğu gibi, sadece “özel bir anne”, “oturmayı çok seven biri” vs olanlar da var.
edinburghbenches
Belediyede Parklar ve Yeşil Alanlar Bölümü’ne başvuruyorsunuz bağış yaparak bir banka isim yazdırmak için. Merak edip belediyenin internet sayfasından fiyatlara baktım 😀 ; siyah metal galvanize oturma kısımlılar için fiyat 1710 pound, ahşap banklar içinse 3435 pound imiş. İlgilenen olursa Princes Street ve Princes Street Gardens’da boş yer yokmuş, bilginize 😛

Rose Street:
Princes Street’in ilk paralelindeki trafiğe kapalı cadde. Üzerinde birçok restoran, pub, cafe var.
rosestreet-edinburgh

İki restoranda yemek yedik bu cadde üzerinde.
Foursquare’de övgüleri okumasam önünden geçerken muhtemelen çok da ilgilenmeyeceğimiz Mussel Inn‘de yer bulmak her daim zormuş. Neyse ki sirkülasyon hızlı, çok fazla beklemeden yerimize geçtik. Balık çorbası çok güzeldi. Midye olarak beyaz şaraplı kremalı olan “Shallots”u denedik, en beğenilenlerinden biri imiş ve fakat bayılamadım ben nedense.
musselinn

Bir gün de aynı cadde üzerindeki 1780‘yi denedik.
img_9857k

George Street:
Geniş, hoş bir cadde.  Ortada araba-bisiklet park alanı ve iki yanında yol var. Bobbi Brown, Laura Ashley, Jo Malone, vs mağazalar ve restoranlar var caddenin iki tarafında.img_0074rk

George Street’i Queen Street’e bağlayan Hanover Street üzerinde bir kahvaltı adresi vereyim hazır bölgede iken 🙂
Urban Angel (121 Hanover Street). Timeout internet sayfasından bulup gittik biz.
img_0507k
Black pudding ve baconlı eggs benedict yedim ben. Black puddingi çok İskoç bir şey diye denemek istedim ve fakat sevdim mi? Hayır. Bir daha yer miyim? Asla :))) Domuz kanıyla yapıldığını bilerek yemek de etkilemiş olabilir ama bayağı zorladı beni. Eggs benedict nefisti. Ve fakat bacon söylemesem olurmuş, çok ağır geldi hepsi birden.
urbanangel-gezidil
Babama da French toast ile veggie haggis söyledik (İskoç tatlara bulaşalım diye), et/sakatat yerine sebze var bu haggisde. Anneme söylediğimiz aslında benim damak tadıma en uygun olan idi -eggs benedict ve mantar- ve fakat geleneksel bir durumu yoktu diye elendi tarafımdan. İskoçya tatilindeki tüm tattıklarıma bakarak sonuç: bence hiiiç İskoç damak tadı yok bende 🙂

Queen Street:
Scottish National Portrait Gallery bu caddede.

St.Andrew Square & Multrees Walk:

Harvey Nichols, Michael Kors, Burberry vs mağazaların olduğu kısım. Multrees Walk’ın bir ucunda bir de John Lewis var, onu da şöyle bir dolandık.

Edinburgh’da dikkatimizi çeken bir şey oldu; bu insanlar paso evinde örüyor, dikiyor. Her yer tuhafiyeci, yüncü :))

tuhafiye-orgu-edinburgh
John Lewis’in içerisindeki tuhafiye ve örgü bölümü 🙂

Calton Hill:
Manzaralı tepe. Çıkmadık biz.

DEAN VILLAGE:

Princes Street’e yürüme mesafesinde, Leith nehri kenarında bir yeşil vaha.
img_5660k
Geçmişte ekonomisi değirmenlere bağlı olan bir sanayi köyü imiş. Bugün National Gallery of Modern Art ve Dean Gallery sayesinde şehrin modern sanat durağı

National Gallery of Modern Art (Ulusal Modern Sanat Müzesi):
img_0165k
Her gün 10:00-17:00 arası açık. Giriş ücretsiz.

img_0162k
Duane Hanson imzalı “Tourists” (Turistler) isimli heykeller; National Gallery of Modern Art

Biz biraz üşüdüğümüzden içeride oturmayı tercih ettik ama müze cafesinin bahçe kısmı keyifli gözüküyordu.
img_0156k

Müze binasının arka tarafından nehre inen patika var. Leith nehri kenarına inmek için bunu kullandık. İndiğimiz noktada köprüyle karşıya geçiş var, biz sola devam ettik.
deanvillage-04-photo-by-gezidil

Nehre boylu boyunca bir yürüyüş/bisiklet yolu eşlik ediyor. Bayıldık 🙂
deanvillage-02-photo-by-gezidil

Yer yer çıkışlar var. Biz de bayağı uzun bir süre yürüdükten sonra çıkıp binaların arasına karıştık 🙂
img_5671rk-edinburgh-dean-village-tarafi

Dean Village sonrası Queensferry Caddesi’nden yürüyerek Princes Street tarafına döndük. Shandwick Place-Queensferry Caddesi kesişimindeki meydanda mola verdiğimiz cafede (Ryans Cafe) son zamanlarda yediğim en lezzetli tatlıyı yedim. Tüm tatlı delilerine şiddetle tavsiye ediyorum: Sticky Toffee Pudding! Geleneksel İskoç tatlılarından imiş kendisi.Processed with Snapseed.

STOCKBRIDGE:
Notlarımda vardı ama zaman ayıramadık buraya. Gitmek isteyen olursa diye adını geçireyim, dedim 🙂 Antika dükkanları, vintage butikleri, sahafları ile ilgi çekici olabilir.

Anne-baba ile gidince onları yalnız bırakıp gitmek istemediğim için es geçtiğim (ve fakat yalnız olsam kesin yapardım dediğim) KORKU TURLARInı da siz yazın listeye ilginiz olursa! 🙂 Royal Mile ortalarında gündüz yürürken bir dolu tur satan göreceksiniz zaten. Gitmeden önce Mercat Tours‘un ismini işaretlemişim ben.

* Highlands turu yapmadan da dönmeyin, derim. Biz Stirling Castle & Loch Lomond turu aldık. Çok yakında yazacağım onu 😉

* Shandwick Place’deki otelimizin önünden kalkan otobüsle yaklaşık 20 dakikada gittiğimiz South Queensferry ile ilgili yazım için tıklayın lütfen!

* Merkezden trenle 50 dakika mesafedeki GLASGOW‘a da gittik günübirlik. Onun da yazısı burada 😉

(BİZ GİTMEDİK AMA) ZİYARET EDİLEBİLECEK DİĞER YAKIN KASABALAR / SEMTLER:

East Lothian:
Edinburgh’nın doğusunda; otobüsle yaklaşık 50 dakika mesafede kasaba.

Inverleith:
Geniş yeşil alanları ile ünlü Inverleith, Edinburgh’nın hemen kuzeyinde.

Rossyln:
Edinburgh’nın güneybatısında bulunan Rossyln kasabasında St.Clair ailesinin mezarlarının yer aldığı Rossyln Şapeli bulunuyor.

Leith:
Deniz kenarında bir liman bölgesi olan Leith, Edinburgh’ya sadece 5 km uzaklıkta.

Corstorphine:
Princes Street’ten otobüsle yaklaşık 20 dakikada ulaşılan Corstorphine, eski zamanlarda insanların toprakta ürün yetiştirip hayvancılık yaptığı, Edinburgh’dan bağımsız bir köymüş. 1920’de Edinburgh’nın parçası olan köy, 1939’larda değişim geçirerek şehrin parçası haline gelmiş.

Cramond:
Edinburgh’nın kuzeybatısında (Hanover Street’den 41 numaralı otobüsle 35 dakika). Almond Nehri kıyısına bakan beyaz evleri, nehrin Firth of Forth ile birleştiği noktaya demirlemiş tekne, yat ve sandalları ile kentin yaşanılası semtlerinden biri olarak anılıyor.

————— o —————

Başka gezilerde görüşmek üzere 🙂